Bir Çuval Evraktan İdama: Nikos Kapetanidis Dosyası
Epochi’nin sayfalarından Trabzon’daki aramalara, 36 parça evraktan Amasya İstiklal Mahkemesi’nin ölüm hükmüne
Tamer Çilingir
28 Eylül 1921, Amasya. İstiklal Mahkemesi’nin önünde onlarca Pontoslu Rum sanık vardı. Mahkeme; mütarekeden sonra Rum nüfusunun artırılmaya çalışıldığını, dışarıdan insanların getirildiğini, para toplandığını, silah ve cephane sağlandığını, silahlı gruplar ve askerî birlikler oluşturulduğunu, bazı yerlerde gizli mahkemeler kurulduğunu ileri sürüyor; bütün bunların Zonguldak’tan Batum’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada “Pontus” adı altında bir cumhuriyet kurma amacına yöneldiğini söylüyordu.
Bunlar mahkemenin isnatlarıdır. “Çete”, “gizli teşkilat”, “silah ve cephane” ve benzeri ifadeleri burada mahkemenin dili olarak aktarıyorum; onları kendiliğinden tarihsel gerçek kabul etmiyorum. Çünkü Pontos’ta aynı yıllarda sürgün, saldırı, köylerin boşaltılması ve can güvenliği sorunu yaşanıyordu. Böyle bir ortamda ortaya çıkan silahlı direnişi yalnız devletin “eşkıyalık” diliyle tarif etmek, direnişi doğuran koşulları görünmez kılar.
Zulme karşı mücadele meşrudur. Bir halkın kendisini savunması, “eşkıya”, “terörist”, “bölücü” ya da “ayrılıkçı” gibi kavramlarla tarihin dışına itilemez. Ben Nikos Kapetanidis’i sözde bir tarafsızlığın arkasına saklanarak anlatmıyorum. Onun Pontos ve Helen kimliğine, halkların kendi geleceklerini belirleme hakkına, özgürlüğe, adalete ve eşitlik temelinde birlikte yaşama fikrine ben de yakınım.
Kapetanidis’i savunmak için düşüncelerini yumuşatmaya, onu zararsızlaştırmaya ya da Pontos’ta zulme karşı silaha sarılan partizanları mahkûm etmeye gerek yok. Kapetanidis bir vatansever gazeteciydi. Onun vatanı yalnız üzerinde yaşadığı toprak değildi; halkı, dili, hafızası, kültürü ve geleceğiydi. Pontos’u savunması, Helen kimliğini açıkça sahiplenmesi, halkının yaşadıklarını yazması ve özgür bir gelecek istemesi suç değil, siyasal ve ahlaki bir tutumdu.
Tam da bu yüzden soruyu doğru sormak gerekir: Nikos Kapetanidis hangi somut fiili nedeniyle idama mahkûm edildi?
Kimdi Nikos Kapetanidis?
Nikos Kapetanidis’i yalnızca “Pontosçu gazeteci” diye tanımlamak düşünsel dünyasını daraltır. Güçlü bir Pontos ve Helen ulusal bilincine sahipti. Pontos’un geleceğini siyasal bir mesele olarak görüyor, Romiosini’yi – Yunanca Ρωμιοσύνη; Doğu Roma/Bizans mirasıyla bağlantılı Rum/Helen tarihsel ve kültürel dünyasını ifade eden kavram – modern Helen dünyasının tarihsel sürekliliği içinde düşünüyordu.
Gazetecilikten önce bir süre bankada çalıştı; Rum ticaret çalışanlarının örgütlenmesinde aktif rol aldı. İşçilerin kârdan pay almasını savunuyor, servetin bir avuç insanın elinde toplanmasını eleştiriyordu. Eğitimde kilise ve Patrikhane’nin muhafazakâr denetimine karşı çıkıyor, Demotiki’yi – gündelik konuşma diline dayanan modern Yunancayı – savunuyordu. Onu bugünkü anlamıyla tek kelimeyle “laik” diye etiketlemek yerine seküler, aydınlanmacı ve kilise otoritesine mesafeli bir aydın olarak tanımlamak daha isabetlidir.
Kültür de onun için siyasal hayatın dışında değildi. Oscar Wilde’dan Tolstoy’a, Maksim Gorki’den Yorgos Skliros’a uzanan bir düşünsel dünyanın izlerini gazetesinde taşıyor; tiyatro, şiir ve Pontos kentlerindeki kültürel faaliyetleri takip ediyordu. Helen kimliğini ise hiç saklamıyordu. 16 Kasım 1918’de şu cümleyi yazdı:
“Bizler sadece Heleniz, sade Helen, tek kelimeyle Heleniz.”
Epochi’nin Sayfalarında Kapetanidis
2 Kasım 1918 – “Önce Helenler”
Epochi’nin 2 Kasım 1918 tarihli üçüncü sayısında yayımlanan “ΠΡΩΤΟΙ ΟΙ ΕΛΛΗΝΕΣ” başlıklı yazıda Kapetanidis savaş sonrasında yeni bir dönemin başladığını söylüyor; uyum, eşitlik ve dayanışmayı öne çıkarıyor, Helenlerin bu yeni dönemin kurulmasında öncü olması gerektiğini savunuyordu. Bu, ulusal kimliğinden vazgeçme çağrısı değil; güçlü bir Helen bilinciyle ortak yaşamı birlikte düşünme çabasıydı.
23 Kasım 1918 – “Yine mi Mülteciler?”
“ΠΡΟΣΦΥΓΕΣ ΠΑΛΙΝ;” başlıklı yazıda Kapetanidis, Pontoslu Rum mültecilerin geri dönüşünü ele aldı. Dönüş isteğini doğal buluyor; ancak plansız ve aceleci bir dönüşün yeni kurbanlar yaratabileceği uyarısını yapıyordu. Ulusal talep ile insanların hayatını koruma kaygısı aynı metinde yan yana duruyordu.
21 Aralık 1918 – Kendi kurumlarına karşı
“Η ΓΝΩΜΗ ΜΑΣ – Görüşümüz” yazısında Kapetanidis bu kez kendi toplumunun ruhani ve ulusal kurumlarını eleştiriyordu. Metropolitliklerin ve kilise hiyerarşisinin sorgulanamaz olmadığını söylüyor, cemaat içindeki çatışmalarda düşünmeden yürütülen tasfiyelere karşı çıkıyordu. Onun ulusal kimliğinin kilise merkezli bir muhafazakârlıkla özdeş olmadığını gösteren metinlerden biridir.
11 Ocak 1919 – “Merkez Trabzon”
“ΜΕ ΚΕΝΤΡΟΝ ΤΗΝ ΤΡΑΠΕΖΟΥΝΤΑ” başlıklı yazıda Trabzon’u tarihsel ve siyasal bir merkez olarak ele alıyor; Rize, Sürmene, Giresun, Ordu ve Gümüşhane ile birlikte Pontos coğrafyasını tarihsel bir bütünlük içinde düşünüyordu. Kapetanidis için Trabzon sıradan bir idari merkez değildi. Pontos onun vatanıydı.
26 Şubat 1919 – “Romanya ölse de…”
“Η ΡΩΜΑΝΙΑ ΑΝ ΠΕΘΑΝΕ…” yazısında Pontos halk geleneğindeki “Η Ρωμανία αν πέθανε, ανθεί και φέρει κι άλλο” dizesinden hareketle halk şairinin “Romanya”sını bugünün Romiosini’si ve bugünün Yunanistanı ile ilişkilendiriyordu. İstanbul’un düşüşü, Komnenosların mirası, Romiosini ve modern Helen dünyası onun zihninde aynı tarihsel hafızanın parçalarıydı.
11 Nisan 1919 – Bir kişiye değil, hukuka güvenmek
Fransızca “COMPTEZ SUR MOI” başlığını kullandığı yazıda Clemenceau’nun Helen meselelerine ilişkin desteğini tartışıyordu. Kapetanidis, bir halkın geleceğinin tek bir güçlü devlet adamının sempatisine bağlanamayacağını; milletlerin kendi hayatlarını yönlendirmesi gerektiğini savunuyordu. Burada ulusal hak talebi ile hukuk fikri yan yanadır.
7 Mayıs 1919 – “Tarih İçin”
“ΔΙΑ ΤΗΝ ΙΣΤΟΡΙΑΝ – Tarih İçin” başlıklı yazıda Pontos Helenizminin yaşadıklarının isimler, yerler, tanıklıklar ve belgelerle sistemli biçimde kaydedilmesini istiyordu. Gazete haberlerini yeterli bulmuyor, geleceğin tarihçisine malzeme bırakılması gerektiğini söylüyordu. Bugün Kapetanidis’i kendi bıraktığı gazete arşivinden okumamız bu çağrıyı daha da anlamlı kılıyor.
21 Mayıs 1919 – “Ortak Yaşam”
“ΚΟΙΝΗ ΖΩΗ – Ortak Yaşam” yazısında Trabzon Valisi’nin gazetecilere yaptığı açıklamadan hareketle Türklerle Rumların gelecekte de ortak bir hayat yaşayacağını yazıyordu. Kapetanidis için burada bir çelişki yoktu: kendi halkının siyasal haklarını ve özgürlüğünü savunmak, başka bir halkla eşit koşullarda birlikte yaşamayı dışlamıyordu. Birlikte yaşamak boyun eğmek; barış adaletsizliği kabul etmek demek değildi.
25 Haziran 1919 – “Her hareket gizli plan değildir”
“Η ΠΑΛΙΝΟΣΤΗΣΙΣ ΤΩΝ ΠΟΝΤΙΩΝ – Pontosluların Geri Dönüşü” yazısında Kapetanidis, Rusya’dan dönen Pontoslu mültecilerin hareketlerinin Türk basınında sürekli gizli faaliyet ve geleceğe dönük planların işareti gibi okunmasına itiraz ediyordu. Yaklaşık iki yıl sonra kendisinin geniş bir “gizli teşkilat” anlatısının içinde sanık sandalyesine oturtulacak olması bu yazıyı ayrıca dikkat çekici kılıyor.
25 Ağustos 1920 – Pontos adına konuşan herkese biat etmiyordu
“Μωροί παραχαράκται” başlıklı yazıda Batum’da faaliyet gösteren ve kendisini “Pontos Millî Konseyi” olarak adlandıran yapıyı sert biçimde eleştirdi. Örgütün daha ilk adımlarında başarısız olduğunu ve kendisine umut bağlayanların güvenini kaybettiğini yazdı. Bu, önemli bir ayrımı gösterir: Pontos ulusal fikrine bağlılık, Pontos adına ortaya çıkan her örgüte bağlılık demek değildi.
19 Aralık 1920 – “Çalışma Cephesi”
“Μέτωπον εργασίας…” yazısında savaşın her yeri sipere ve mezarlığa çevirdiğini; toprağın işlenmediğini, açlığın yaklaştığını, insan gücünün savaş alanlarında tüketildiğini anlatıyordu. Kazma, saban ve işçi çekicinin beklediğini söylüyor; toplumun yeniden kurulmasını emek ve üretim üzerinden düşünüyordu. Bu metni “silahlı mücadele karşıtlığı” diye okumak doğru değildir; burada eleştirilen, savaşın sonsuzlaşarak hayatı tüketmesidir.
1921 Baharı: Arama, Evrak, Tutuklama
1921 baharına geldiğimizde artık yalnız Kapetanidis’in yazıları değil, onun hakkında yürütülen resmî soruşturma da elimizde. Yeni bulunan belgeler, tutuklanma ile Amasya’daki hüküm arasındaki zincirin başlangıcını doğrudan gösteriyor.
4 Nisan 1921 – “Bir çuval evrak”
Trabzon Valiliği’nin 4 Nisan 1337 tarihli yazısında, Trabzon’da yayımlanan Rumca Epochi gazetesinin başyazarı Nikos Efendi’nin yanında ele geçirilen ve “Pontusculuğa ait olduğu anlaşılan” bir çuval evraktan söz ediliyor. Evrak Rumca olduğu için tercüme edilmesi gerekiyor ve Rumca bilen bir öğretmenin bu iş için görevlendirilmesi isteniyor.
Belgenin dili önemlidir. Evrakın tamamının tercüme ve ayrıntılı incelemesi tamamlanmadan “Pontusculuğa ait olduğu anlaşılan” deniyor. Bu nedenle bu ifade, bizim hükmümüz değil, soruşturma makamının ilk nitelemesidir.
14 Nisan 1921 – “Alakadar olduğu istidlal…”
On gün sonraki belge çok daha ayrıntılıdır. 14 Nisan 1337 tarihli yazıda, Rum Muhacir ve Fukara Cemiyeti hakkında yürütülen soruşturmada siyasi ilişkiyi gösterecek “delail-i kanuniye”nin ilk aşamada elde edilemediği, Rumlara ait bazı evlerde bulunan çok sayıdaki Rumca evrak ve mektubun tercümesinde personel yetersizliği yaşandığı belirtilir. Ardından doğrudan Kapetanidis’e geçilir.
“…Epochi Gazetesinin müdür-i mesul ve ser-muharriri bulunan Nikos Kapudanidis’in ikametgâhında bi’t-taharri elde edilen evrakdan, merkum Pontus komiteleriyle alakadar olduğu istidlal…”
Ad notu: 14 Nisan 1921 tarihli resmî belgede adı “Nikos Kapudanidis” biçiminde geçmektedir; bu yazıda bugün yerleşmiş kullanım olan “Nikos Kapetanidis” tercih edilmiştir.
Bugünkü Türkçeyle: Kapetanidis’in evinde yapılan aramada ele geçirilen evraktan, onun Pontos komiteleriyle ilişkili olduğu sonucuna varıldığı bildiriliyor. Belge “üyeliği kanıtlandı” ya da “şu eylemi sabit oldu” demiyor; “istidlal”, yani eldeki malzemeden bir sonuca varıldığını söylüyor. Aynı yazı bu değerlendirmenin 22 Mart 1337 tarihli özel komisyon raporuna dayandığını da kaydediyor.
36 parça evrak ve bir çuval belge
Aynı 14 Nisan belgesinde Kapetanidis’in tutuklu bulunduğu, onunla birlikte 36 parça evrakın ve ayrıca bir çuval başka evrakın Amasya’ya sevk edilmesinin gündeme getirildiği anlaşılıyor. Böylece zincir daha somut hale geliyor: ev araması, 22 Mart tarihli komisyon raporu, 4 Nisan’da tercüme için görevlendirme, 14 Nisan’da tutukluluk ve evrakın Amasya’ya sevki meselesi.
Burada artık “Kapetanidis’in evinde hiçbir şey bulunmadı” denemez. Evrak bulundu. Devlet bunu kayda geçirdi. Tam da bu nedenle soru daha güçlü hale geliyor: Bu evrakta ne yazıyordu? Hangi belge hangi örgütsel ilişkiyi gösteriyordu? Bir siyasi yazışma mıydı, örgüt üyeliği belgesi mi, toplantı tutanağı mı, para ya da silah teminine ilişkin kayıt mı, yoksa Pontos meselesine ilişkin siyasi yazışmalar mı?
Kapetanidis’in Pontos’un geleceğiyle ilgilendiğini zaten kendi yazılarından biliyoruz. Pontos çevreleriyle temasının bulunması da siyasi kimliği düşünüldüğünde şaşırtıcı değildir. Fakat bir ölüm hükmü açısından belirleyici olan, bu temasın hangi somut fiile dönüştüğü ve o fiilin hangi belgeyle kanıtlandığıdır.
Yeniden Amasya: Mahkemenin “Pontus” Davası
28 Eylül 1921 tarihli karar, Kapetanidis’i daha geniş bir siyasi ve örgütsel suçlama zincirine yerleştiriyor. Mahkeme; soruşturma evrakından, ev ve işyerlerinde bulunduğu belirtilen belgelerden, metropolitliklerdeki evraktan, Paris ve İstanbul merkezleriyle yazışmalardan, önceki ifadelerden, mülki ve askerî soruşturmalardan, tanık anlatımlarından ve Samsun Pontus Heyet-i Merkeziyesi ile yapılan yazışmalardan söz ediyor.
Ardından tutuklu sanıkların isimleri geliyor. Eski Trabzon mebusu ve Trabzon Pontus Heyet-i Merkeziyesi murahhası Matyos Kofidis, Aleksi ve sonra:
“Epohi gazetesi sahibi Kapudanidioğulları’ndan Lambo oğlu Nikos…”
Kapetanidis, Hacı Korkor oğlu Paminonda’ya kadar devam eden ve “vicahen” diye belirtilen, yani mahkeme huzurunda yargılanan sanıklar grubundadır. Matyos Kofidis için siyasi sıfatları açıkça yazılırken Kapetanidis için verilen tanımlama “Epohi gazetesi sahibi”dir.
Bir Çuval Evraktan Ölüm Hükmüne
Şimdi elimizde soruşturmanın başlangıcına ilişkin çok daha fazla bilgi var. Kapetanidis’in evinde arama yapıldığını, Rumca evrak bulunduğunu, özel komisyonun bu evraktan onun Pontos komiteleriyle ilişkili olduğu sonucunu çıkardığını, 36 parça evrak ile bir çuval belgenin Amasya’ya sevkinin gündeme geldiğini biliyoruz.
Fakat Amasya kararında bu belgeler Kapetanidis özelinde tek tek açılmıyor. Mahkeme delil türlerini topluca sıralıyor; sonra sanıkları aynı geniş suçlama anlatısının içine yerleştiriyor. Yayımlanmış karar metninde Kapetanidis’in hangi belgesinin hangi fiili kanıtladığı, hangi yazışmanın ona ait olduğu, hangi örgütsel görevi üstlendiği ya da silah, para ve askerî yapılanma iddialarından hangisine şahsen bağlandığı ayrı ayrı gösterilmiyor.
İşte yazının başlığındaki “bir çuval evrak” bu yüzden önemlidir. Mesele evrakın bulunup bulunmadığı değildir. Bulunmuştur. Mesele, o evrakın içinden ölüm cezasını gerektirecek hangi somut fiilin çıkarıldığıdır.
Düşüncesini Zaten Saklamıyordu
Kapetanidis’in siyasi görüşlerini öğrenmek için gizli polis raporlarına ihtiyacımız yok. Adam gazete çıkarıyordu ve ne düşündüğünü açıkça yazıyordu. Helen olduğunu söylüyor, Pontos’u vatanı olarak görüyor, halkların kendi geleceklerini belirleme hakkını savunuyor, Pontos Rumlarının yaşadıklarının belgelenmesini istiyor, gerektiğinde kendi toplumunun kilise ve siyasi kurumlarını da eleştiriyordu.
Dolayısıyla Kapetanidis’in “siyasi” olduğunu kanıtlamak başlı başına bir keşif değildir. Elbette siyasiydi. Üstelik vatanseverdi. Sorulması gereken, bu siyasi kimliğin hangi somut fiil üzerinden idam cezasına dönüştürüldüğüdür.
“Ayrılıkçı” Demek Neyi Açıklıyor?
Türkiye’de yüz yılı aşkın süredir “ayrılıkçı” kelimesi çoğu zaman tartışmayı kapatan bir etiket gibi kullanılıyor. Kimden ayrılıyor? Hangi devlet düzeninden? O devlet o halka ne yapıyordu? O halk kendi yaşadığı coğrafyayı nasıl görüyordu? Neden kendi geleceğini başka türlü kurmak istiyordu? Bu sorular sorulmadan “ayrılıkçı” deniyor ve mesele çözülmüş sayılıyor.
Oysa Kapetanidis açısından mesele kendi vatanına bağlılıktır. Pontos onun için yabancı bir devletin ele geçirmek istediği rastgele bir toprak parçası değildi. Kendi yurduydu. Orada doğmuştu, orada yaşıyordu, halkı, tarihi, kültürü ve ölüleri oradaydı. Onu yalnız “ayrılıkçı” diye tanımlamak, onun dünyasını devlet sınırlarının içinden tarif edip kendi vatan anlayışını yok saymaktır.
Aynı şey Pontoslu partizanlar için de geçerlidir. Bir halk baskıya, sürgüne, köylerinin yakılmasına, öldürülmeye ve varlığını kaybetme tehlikesine karşı silaha sarıldığında, yalnız kullanılan silaha bakarak tarih yazılamaz. Önce neden silaha sarıldıkları sorulur. Devletin “eşkıya” dediği insanlar, tarihçinin de eşkıyası olmak zorunda değildir.
28 Eylül 1921: Hüküm
Mahkeme kararının sonunda gıyaben yargılanan başka sanıklar hakkında da idam cezaları veriliyor, bu kişilerin mallarının müsaderesine hükmediliyor; başka sanıklara on beş yıl kürek, seferberlik sonuna kadar tutukluluk ve mahkemeye celp gibi farklı cezalar uygulanıyor. Karar, “vicahen ve gıyaben ve müttefikan karar verilip tefhim kılındı. 28 Eylül 337” sözleriyle sona eriyor.
Nikos Kapetanidis ölüm cezasına mahkûm edildi.
Bugün elimizde onun gazetesi var. Evinde yapılan aramayla ilgili resmî yazılar var. “Bir çuval evrak” var. 36 parça evrak var. Özel komisyonun “Pontus komiteleriyle alakadar olduğu istidlal” değerlendirmesi var. Ve Amasya İstiklal Mahkemesi’nin ölüm hükmü var.
Ama hâlâ asıl sorunun cevabını arıyoruz: Bu belgelerden hangisi Nikos Kapetanidis’in hangi somut fiilini ölüm cezasını gerektirecek biçimde kanıtladı?
Mahkeme çok şey söylüyor. Pontos’tan, komitelerden, silahlardan, partizanlardan, Paris’ten, İstanbul’dan ve Trabzon’dan söz ediyor. Fakat ölüm cezasına gönderdiği Nikos Kapetanidis’in bireysel fiilini aynı açıklıkla önümüze koymuyor.
Belki de bu yüzden Kapetanidis’i bugün mahkemenin birkaç kelimelik tanımından çıkarıp yeniden kendi sözlerinin yanına koymak gerekiyor.
Gazeteci. Sendikacı. Aydın. Pontoslu. Helen. Vatansever. Nikos Kapetanidis.
Kaynaklar ve Belge Notları
- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Amasya İstiklal Mahkemesi, Cilt 1, Ankara: TBMM Basımevi, 2023, özellikle s. 667-671 (PDF s. 673-677), 28 Eylül 1337/1921 tarihli karar. Kapetanidis basılı s. 669’da “Epohi gazetesi sahibi Kapudanidioğulları’ndan Lambo oğlu Nikos” olarak geçer; kararın özgün/hüküm sayfaları s. 670-671’dir.
- Mesut Çapa – Veysel Usta, Millî Mücadelede Trabzon Vilayetiyle Yazışmalar, Trabzon: T.C. Trabzon Valiliği Yayınları, 1995. Özellikle s. 78: Trabzon Valiliği, 4 Nisan 1337/1921 tarihli yazı (“bir çuval” Rumca evrakın tercümesi); s. 84: 14 Nisan 1337/1921 tarihli soruşturma yazısı (22 Mart Komisyon-ı Mahsus raporu, “alakadar olduğu istidlal”, 36 parça evrak ve ayrıca bir çuval evrakın Amasya’ya sevki meselesi).
- Epochi, Yıl I, sayı 3, Trabzon, 2 Kasım 1918, “ΠΡΩΤΟΙ ΟΙ ΕΛΛΗΝΕΣ”.
- Epochi, Yıl I, sayı 9, Trabzon, 23 Kasım 1918, “ΠΡΟΣΦΥΓΕΣ ΠΑΛΙΝ;”.
- Epochi, Yıl I, sayı 17, Trabzon, 21 Aralık 1918, “Η ΓΝΩΜΗ ΜΑΣ”.
- Epochi, Yıl II, sayı 22, Trabzon, 11 Ocak 1919, “ΜΕ ΚΕΝΤΡΟΝ ΤΗΝ ΤΡΑΠΕΖΟΥΝΤΑ”.
- Epochi, Yıl II, sayı 38, Trabzon, 26 Şubat 1919, “Η ΡΩΜΑΝΙΑ ΑΝ ΠΕΘΑΝΕ…”.
- Epochi, Yıl II, sayı 56, Trabzon, 11 Nisan 1919, “COMPTEZ SUR MOI”.
- Epochi, Yıl II, sayı 66, Trabzon, 7 Mayıs 1919, “ΔΙΑ ΤΗΝ ΙΣΤΟΡΙΑΝ”.
- Epochi, Yıl II, sayı 72, Trabzon, 21 Mayıs 1919, “ΚΟΙΝΗ ΖΩΗ”.
- Epochi, Yıl II, sayı 87, Trabzon, 25 Haziran 1919, “Η ΠΑΛΙΝΟΣΤΗΣΙΣ ΤΩΝ ΠΟΝΤΙΩΝ”.
- Epochi, Trabzon, 25 Ağustos 1920, “Μωροί παραχαράκται”. Geç dönem sayı numarası kullanılan transkripsiyonda tekrarlı/şüpheli olduğundan bu makalede sayı numarası verilmemiştir.
- Epochi, Trabzon, 19 Aralık 1920, “Μέτωπον εργασίας…”. Geç dönem sayı numarası aynı nedenle verilmemiştir.
- Tamer Çilingir, “Nikos Kapetanidis kimdir?”, Epochi / Pontos Gerçeği, biyografik arka plan. Bu makalede önceki metindeki doğrudan doğrulanamayan ayrıntılar kanıt olarak kullanılmamıştır.
- Görseller: 4 ve 14 Nisan 1921 tarihli belgelerin sayfa görüntüleri, Çapa – Usta, Millî Mücadelede Trabzon Vilayetiyle Yazışmalar (1995), s. 78 ve 84’ten; Amasya karar görüntüleri TBMM Başkanlığı’nın 2023 tarihli Amasya İstiklal Mahkemesi yayını, s. 670-671’den alınmıştır.

