Tamer Çilingir

İYİ Parti Trabzon İl Başkanı Muhammet Erkan, 23 Ağustos’ta Sümela Manastırı’nda gerçekleştirilen Ortodoks ayini hakkında oldukça ağır bir açıklama yaptı. Önce ayinde Yunanistan’dan gelen bir belediye başkanının “Pontos Trabzon’u”, “direniş” ve “Helenizm” ifadelerini kullanmasına tepki gösterdi. Ardından tartışmayı çok başka bir yere taşıdı: “İYİ Parti’nin devri iktidarında ilk yapacağımız işlerden birisi Sümela’da ayin ihaneti gösterisine son vermek olacaktır.”

Bir siyasi parti yöneticisi bunu söylüyorsa bazı soruları açıkça sormak gerekiyor: Sümela’da dua etmek kime ihanettir? Hristiyanların kendi manastırlarında ibadet etmesi hangi ülkeye ihanettir? Ve en önemlisi: Bir siyasi parti iktidara geldiğinde hangi inancın nerede ibadet edebileceğine karar verecekse bunun adı demokrasi midir?

“İhanet” çok ağır bir kelimedir

Sayın Erkan, siyasi tartışmalarda kelimeler gelişigüzel kullanılabilir. Ama “ihanet” bunlardan biri değildir. İhanet, bir düşmanın yanında yer almayı ifade eder. O halde Sümela’da yapılan ayini “ihanet gösterisi” olarak tanımladığınızda kaçınılmaz olarak başka bir soru ortaya çıkıyor: Hain kim?

Ayini yöneten Ortodoks din adamları mı? Orada dua eden Hristiyanlar mı? Onlara ibadet izni veren Türkiye Cumhuriyeti makamları mı? Sümela’nın Rum-Ortodoks geçmişini kabul eden tarihçiler mi? Yoksa “Pontos” kelimesini kullanan herkes mi?

Bunların hangisi? Çünkü “ihanet” varsa bir de “hain” olması gerekir. Bu nedenle bir siyasetçinin kullandığı kelimenin nereye vardığını düşünmesi gerekir.

Bir belediye başkanının sözü ile ibadet özgürlüğü aynı şey değildir

Erkan’ın itirazının merkezinde Yunanistan’dan gelen bir belediye başkanına atfedilen sözler bulunuyor. O sözleri eleştirebilirsiniz. “Pontos Trabzon’u” ifadesine itiraz edebilirsiniz. “Helenizm” sözcüğünün siyasi anlam taşıdığını düşünebilirsiniz. Bunların hepsi tartışılabilir.

Ama bir kişinin konuşmasını gerekçe göstererek bir dinin ibadetini yasaklamayı vaat etmek, bambaşka bir şeydir. Bir belediye başkanının sözünden bütün Ortodoks Hristiyanları sorumlu tutamazsınız. Bir konuşmadan hareketle yüzlerce yıllık bir dini geleneği “ihanet” ilan edemezsiniz.

Siyasetçinin görevi tam da burada başlar: Bir sözle bir halkı, bir siyasi görüşle bir dini, tarihsel hafızayla bugünkü devlet sınırlarını birbirinden ayırabilmek.

Sümela kimin manastırıdır?

Aslında tartışmanın cevabı Sümela’nın duvarlarında duruyor. Sümela Manastırı yüzyıllarca Rum-Ortodoks Hristiyanların ibadet ettiği bir manastırdır. Bunu ben söylemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumları da Sümela’nın tarihini böyle anlatıyor.

Manastır Panagia Soumela/Theotokos Soumela adıyla biliniyor. Trabzon Komnenosları döneminde gelişti. Osmanlı döneminde faaliyetini sürdürdü. Osmanlı padişahları manastırın haklarını koruyan düzenlemeler yaptı. 19. yüzyılda önemli bir dini merkez olmaya devam etti. 1923’te nüfus mübadelesi sonucunda bölgenin Rum-Ortodoks nüfusu ayrılınca manastır da boşaldı.

Şimdi size çok basit bir soru soruyorum Sayın Erkan: 1923’e kadar Sümela’da yapılan ayinler de ihanet miydi? Değildiyse 2026 yılında neden ihanet oldu?

Pontos kelimesinden neden korkuyorsunuz?

Tartışmanın altında yine aynı kelime bulunuyor: Pontos.

Son günlerde önce TÜRK DEGS “mesele semboldür, kimliktir, egemenliktir” dedi. Ardından Turan Ülküsü Kalkınma ve Dayanışma Derneği “Pontus safsatası” açıklaması yaptı. Şimdi İYİ Parti Trabzon İl Başkanı bir adım daha ileri giderek Sümela’daki ayinin tamamen sona erdirileceğini söylüyor.

Her açıklamada çıta biraz daha yükseliyor: Önce “15 Ağustos’ta ayin yapılmasın” denildi. Sonra “23 Ağustos’ta da yapılmasın.” Ardından “Bu Pontus propagandasıdır.” Sonra “Bu bir egemenlik meselesidir.” Şimdi ise “İhanettir ve iktidara geldiğimizde yasaklayacağız.”

Peki bütün bunların merkezindeki korku nedir? Seksen insanın dua etmesi mi? Yoksa o insanların Pontos demesi mi?

Pontos’u yasaklayarak tarihten çıkaramazsınız

Pontos sözcüğü Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı geliştirdiği modern bir propaganda kavramı değildir. Antik çağlardan beri Karadeniz’in güney kıyıları için kullanılan tarihsel bir coğrafya adıdır. Strabon’dan Roma idari coğrafyasına, Geç Roma’dan Bizans kaynaklarına kadar bu isim farklı biçimlerde karşımıza çıkar.

Trabzon’un Rum tarihi de 2026 yılında bir Yunan belediye başkanının konuşmasıyla ortaya çıkmadı. Sümela’nın Rum-Ortodoks geçmişi de Pontos News tarafından icat edilmedi. Dolayısıyla birisi Sümela’da “Pontos” dediğinde iki bin yıllık tarih aniden başlamıyor. Yalnızca zaten var olan bir tarih hatırlanıyor.

Ve burada tekrar söylemek gerekiyor: Hafıza tapu değildir. Bir Pontos Rumunun Trabzon’u atalarının memleketi olarak görmesi Türkiye Cumhuriyeti’nden toprak istemesi anlamına gelmez. Sümela’yı kutsal kabul etmesi egemenlik talebi değildir. Orada dua etmesi hiç değildir.

“Türk yurduna giren karıncalar bile haddini bilecek”

Sayın Erkan’ın açıklamasında üzerinde ayrıca durulması gereken bir cümle daha var: “İktidarımızda Türk yurduna giren karıncalar bile haddini bilecek.”

Bir siyasi partinin il başkanının Sümela’da ibadet eden insanları tartışırken böyle bir dil kullanması düşündürücüdür. Türkiye’ye gelen insanlar “had bildirilecek” varlıklar değildir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse, ülkeye giren yabancının ne yapabileceğini hukuk belirler; hoşumuza gidip gitmemesi, milliyeti veya dini değil.

Bir Yunan yurttaşı Türkiye’nin yasalarını ihlal ediyorsa hukuk uygulanır. Ama bir insan yalnızca Yunan olduğu, Ortodoks olduğu veya Sümela’da dua ettiği için potansiyel tehdit haline getiriliyorsa artık hukuk değil, kimlik konuşuyor demektir.

İYİ Parti gerçekten bunu mu vaat ediyor?

Burada Muhammet Erkan’a olduğu kadar İYİ Parti Genel Merkezine de sorulması gereken bir soru bulunuyor: Sümela’daki Ortodoks ayininin yasaklanması İYİ Parti’nin politikası mıdır?

Çünkü Trabzon İl Başkanı bunu kişisel bir temenni biçiminde ifade etmiyor. Açıkça “İYİ Parti’nin devri iktidarında…” diyor. Dolayısıyla ortada yalnızca Muhammet Erkan’ın görüşü yoktur. Bir siyasi partinin adı kullanılarak verilmiş bir iktidar vaadi vardır.

O halde İYİ Parti açıklamalıdır: İktidara gelirse Sümela’daki Ortodoks ayinini yasaklayacak mıdır? Hristiyan yurttaşların ve yabancı ziyaretçilerin tarihi bir manastırdaki ibadetini “ihanet gösterisi” olarak mı görmektedir? Eğer bu yalnızca Trabzon İl Başkanı’nın kişisel görüşüyse, parti bunu da açıkça söylemelidir.

Bu sorunun cevabını bilmek yalnız Pontos Rumlarının değil, Türkiye’de demokrasi ve inanç özgürlüğünü önemseyen herkesin hakkıdır.

Sümela Türkiye’nin sınavıdır

Sümela meselesi giderek bir manastır tartışması olmaktan çıkıyor. Türkiye’nin geçmişiyle ilişkisinin küçük bir laboratuvarına dönüşüyor. Bir tarafta “Pontos” sözcüğünü tehdit kabul edenler var. Bir tarafta Sümela’nın tarihini 1204’ten başlatmak isteyenler. Bir tarafta meseleyi “egemenlik” sorunu ilan edenler. Şimdi de ibadeti “ihanet” sayıp yasaklamayı vaat eden bir siyasetçi var.

Oysa yapılması gereken çok daha basit. Sümela’nın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunduğunu kabul etmekle, Sümela’nın Rum-Ortodoks tarihini kabul etmek arasında hiçbir çelişki yoktur. Biri bugünün siyasi gerçeğidir, diğeri tarihin gerçeğidir. Demokratik bir ülke ikisini aynı anda taşıyabilecek kadar güçlü olmalıdır.

Sayın Erkan’a son bir soru

Diyelim ki İYİ Parti iktidara geldi. Sümela’daki ayini yasakladınız. Kapıları Ortodoksların ibadetine kapattınız. Kimsenin “Pontos” demesine izin vermediniz.

Ne olacak?

Sümela’nın tarihi değişecek mi? Duvarlarındaki freskler yok mu olacak? Orada yüzyıllarca dua etmiş keşişler tarihten mi silinecek? 1923’te ayrılmak zorunda kalan insanların çocukları ve torunları atalarının nereden geldiğini unutacak mı? Strabon’un yazdıkları ortadan mı kalkacak? Osmanlı belgeleri değişecek mi?

Elbette hayır.

O halde neyi yasaklamış olacaksınız? Tarihi değil. İnsanların o tarihi hatırlama hakkını.

İşte benim itirazım tam olarak buna. Bir siyasi parti Türkiye’yi yönetmeye talipse, insanların hafızalarını yönetmeye talip olmamalıdır. Ve bir Hristiyanın yüzlerce yıllık manastırında dua etmesini “ihanet” diye tanımlamamalıdır.

Çünkü Sümela’da dua etmek ihanet değildir. Pontos demek de ihanet değildir. Geçmişini hatırlamak hiç değildir.

Asıl mesele, farklı bir geçmişin varlığına tahammül edip edemediğimizdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir