Tamer Çilingir
Turan Ülküsü Kalkınma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Kenan Kuru, 23 Ağustos’ta Sümela Manastırı’nda gerçekleştirilen ayinin ardından bir açıklama yaptı. Açıklamanın başlığı oldukça iddialı: “Sümela’da ayin saçmalığı, Pontus safsatası.”
Fakat açıklamanın içerisinde benim özellikle dikkatimi çeken başka bir çağrı var. Sümela’nın tarihinin “bilimsel olarak araştırılması” isteniyor.
Güzel. Bu çağrıya itirazımız yok. Tam tersine: Buyurun, araştıralım.
Ama bilimsel araştırmanın küçük bir şartı vardır: Araştırmaya başlamadan önce sonucu belirleyemezsiniz. Karşınıza çıkan tarih hoşunuza gitmediğinde de ona “Pontus safsatası” diyemezsiniz.
Neden 1204?
Turan Ülküsü Derneği özellikle Sümela’nın 1204–1461 yılları arasındaki tarihinin ve 1461’den bugüne uzanan dönemin araştırılmasını istiyor.
İlk sorumuz burada başlıyor: Neden 1204?
Trabzon’un tarihi 1204 yılında mı başladı? Pontos adı 1204 yılında mı ortaya çıktı? Karadeniz’in güney kıyılarında yaşayan halkların tarihi Komnenoslarla mı başladı? Sümela’nın tarihi 1204’te mi başladı?
Hayır.
O halde gerçekten bilimsel bir araştırma yapacaksak başlangıç tarihini siyasi ihtiyacımıza göre seçemeyiz.
Pontos sözcüğünü Tamer Çilingir icat etmedi. Yunanistan icat etmedi. Fener Rum Patrikhanesi icat etmedi. Bugün “Pontusçu” olmakla suçlanan insanlar da icat etmedi. Kelime, bugün hakkında tartışan örgütlerden ve bugünkü devletlerden binlerce yıl daha eskidir.
Antik coğrafyacı Strabon, yaklaşık iki bin yıl önce Karadeniz’in güney kıyılarındaki coğrafyayı anlatırken Pontos adını kullanıyordu. Roma İmparatorluğu döneminde Pontus yalnızca bir coğrafi ifade değildi; devletin idari terminolojisine de girmişti. Pontus Polemoniacus vardı. Helenopontus vardı. Pontus Polemoniacus’un önemli merkezlerinden biri Neokaisareia idi. Geç Roma ve Bizans dönemlerinde Pontos adı farklı idari ve coğrafi biçimlerde yaşamaya devam etti.
Bunların hiçbiri 19. veya 20. yüzyıl Yunan milliyetçiliğinin icadı değildir. Çünkü o milliyetçilik ortaya çıkmadan yüzlerce, hatta binlerce yıl önce kaynaklarda bu isim zaten vardı.
Dolayısıyla araştıracaksak gerçekten araştıralım. Ama 1204’ten başlamayalım.
Trabzon 1204’te gökten inmedi
1204 yılında Aleksios ve David Komnenos kardeşlerin Trabzon merkezli bir siyasal yapı kurdukları doğrudur. Bugün tarih literatüründe buna Trabzon İmparatorluğu diyoruz.
Fakat Trabzon 1204 yılında kurulmadı. Şehrin tarihi antik çağlara uzanıyor. Roma döneminden geçti. Doğu Roma dünyasının bir parçası oldu. Piskoposluk ve daha sonra metropolitlik merkeziydi.
1204’te kurulan devlet, boş bir coğrafyada kurulmadı. Orada şehirler vardı, köyler vardı, kiliseler vardı, manastırlar vardı. Bir Rum-Ortodoks nüfus ve yüzyıllar boyunca oluşmuş bir tarihsel hafıza vardı.
Dolayısıyla 1204’ü başlangıç noktası yapmak, 1204’ten önceki yüzlerce yılı görünmez hale getirmek demektir. Bilimsel araştırma böyle yapılmaz.
Sümela’yı kim kurdu?
Gelelim Sümela’ya.
Manastırın kuruluşuna ilişkin gelenek, Atinalı Barnabas ve Sophronios adlı iki keşişi 4. yüzyıla götürür. Bu geleneğin hangi tarihte biçimlendiği ve erken dönem anlatılarının ne ölçüde tarihsel olduğu elbette bilimsel olarak tartışılabilir. Zaten tarihçilik tam olarak bunun için vardır.
Fakat tartışamayacağımız bir şey vardır: Sümela, yüzyıllar boyunca Rum-Ortodoks manastırıydı.
Bunu söylemek için Yunanistan’ın arşivlerine gitmeye bile gerek yok. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Sümela hakkındaki resmi anlatısına bakmak yeterlidir.
Bakanlık manastırın adını Panagia Soumela / Theotokos Soumela olarak verir. Trabzon Komnenoslarından III. Aleksios’un manastırın gelişmesindeki rolünü anlatır. 1461 sonrasındaki Osmanlı döneminde manastırın varlığını sürdürdüğünü belirtir. Osmanlı padişahlarının manastırın haklarını koruyan düzenlemeler yaptığını kaydeder. 19. yüzyılda manastırın önemli bir dini merkez olmaya devam ettiğini söyler ve nihayet 1923 nüfus mübadelesinin ardından manastırın boşaltıldığını açıkça belirtir.
Şimdi Turan Ülküsü Derneği’ne soralım: Buradaki “Pontus safsatası” tam olarak nerede başlıyor?
Osmanlı da mı Pontusçu?
1461’den sonraki dönemin araştırılmasını özellikle istiyorsunuz. Çok iyi. Onu da araştıralım.
Ama bu kez yalnız bugünkü gazete manşetlerine bakmayalım. Osmanlı belgelerine bakalım. Sümela Manastırı’nın Osmanlı dönemindeki hukuki statüsüne, manastıra tanınan haklara, vergi düzenlemelerine, padişah fermanlarına, Trabzon ve Maçka çevresindeki nüfus kayıtlarına, kilise ve manastır kayıtlarına ve 19. yüzyıl salnamelerine bakalım.
Ve sonra şu basit soruya cevap verelim: 1923 yılına kadar Sümela’da kimler ibadet ediyordu?
Cevap zor değildir: Rum-Ortodoks Hristiyanlar.
Peki 1923’ten sonra neden artık orada değillerdi? Çünkü Lozan çerçevesinde gerçekleştirilen Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sonucunda bölgenin Ortodoks nüfusu Yunanistan’a gönderildi. Sümela’nın keşişleri de manastırdan ayrıldı.
Bu insanların Sümela’yla tarihsel bağları, sınırı geçtikleri gün ortadan mı kalktı? Bir devlet bir nüfusu başka ülkeye gönderdiğinde o insanların geçmişi de sınır kapısında mı bırakılır?
Elbette hayır.
Hafıza tapu değildir
Burada tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldığımız çok basit bir ayrım var: Tarihsel aidiyet başka şeydir, siyasal egemenlik başka şeydir.
Bir Pontos Rumunun Sümela’yı kendi tarihinin parçası kabul etmesi Türkiye’den toprak istemesi anlamına gelmez. Sümela’da atalarının dua ettiğini söylemesi sınır değiştirme talebi değildir. Trabzon’a atalarının memleketi demesi Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini reddetmek değildir. Pontos demesi de suç değildir.
Çünkü hafıza tapu değildir.
Bir insanın dedesinin doğduğu köyü hatırlamasıyla devletlerin sınırları değişmez. Fakat insanların hafızalarını yasaklamaya başladığınızda başka bir soru ortaya çıkar: Neden bu hafızadan bu kadar korkuyorsunuz?
Pontos sözcüğü neden bu kadar rahatsız ediyor?
Turan Ülküsü Derneği açıklamasında Trabzon’un ve Trabzon insanının “Pontus” kavramıyla ilişkilendirilmesine karşı çıkıyor. İşte tartışmanın asıl önemli noktası burasıdır.
Çünkü Pontos yalnızca etnik bir tanımlama değildir. Her şeyden önce tarihsel bir coğrafya adıdır.
Karadeniz’in güney kıyılarındaki coğrafyanın tarih boyunca kullanılan adlarından biridir. Bugün “Pontos” dediğimizde herkesin Rum olduğunu söylemiş olmuyoruz. Bugünkü Trabzonluların tamamına herhangi bir etnik kimlik atfetmiyoruz. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tartışmıyoruz. Bir tarihsel coğrafyadan söz ediyoruz.
Ama Türkiye’de yıllardır bilinçli olarak başka bir denklem kuruluyor: Pontos = Yunanistan. Pontos = bölücülük. Pontos = toprak talebi. Pontos = tehdit. Sonunda da Pontos = safsata.
Böylece bir coğrafyanın adını kullanmak bile siyasi suç şüphesi altına sokuluyor. Oysa Pontos adını tarihten çıkardığınızda Pontos ortadan kalkmıyor. Yalnızca tarihi sansürlemiş oluyorsunuz.
Gerçekten araştırmak istiyorsanız biz hazırız
O halde Turan Ülküsü Kalkınma ve Dayanışma Derneği’nin çağrısını ciddiye alıyorum.
Sümela’nın tarihini bilimsel olarak araştırmak istiyorsanız: Buyurun.
Ama yalnız 1204’ten başlamayalım. Antik kaynaklardan başlayalım. Strabon’u açalım. Roma idari coğrafyasına, Geç Roma ve Bizans kaynaklarına, Trabzon kilise tarihine, Sümela’nın yazılı belgelerine ve Komnenos dönemine bakalım.
1461 sonrasındaki Osmanlı kayıtlarını açalım. Padişah fermanlarını okuyalım. Trabzon tahrirlerini, 19. yüzyıl Osmanlı belgelerini ve Patrikhane kayıtlarını inceleyelim. Ve 1923’e kadar gelelim.
Hatta mümkünse bütün belgeleri kamuoyuna açık biçimde yayımlayalım.
Ben buna varım. Çünkü tarih araştırmasından korkmuyorum.
Tek şartım var: Araştırmanın sonucunu araştırmaya başlamadan ilan etmeyelim. Ve belgelerin içinden hoşumuza gitmeyen bir geçmiş çıktığında ona “safsata” demeyelim. Çünkü bilimsel araştırmanın sonucu bazen insanın inanmak istediği şey değildir.
Sonunda karşınıza Pontos çıkarsa…
Belki gerçekten birlikte araştırırsak çok önemli bir şey öğreniriz: Anadolu’nun tarihi yalnız tek bir halkın tarihi değildir. Karadeniz’in tarihi de değildir.
Bu topraklardan Hititler geçti. Persler geçti. Helenler yaşadı. Romalılar yaşadı. Rumlar yaşadı. Ermeniler yaşadı. Lazlar yaşadı. Gürcüler yaşadı. Türkler yaşadı. Müslümanlar, Hristiyanlar ve başka topluluklar yan yana, iç içe, bazen çatışarak, bazen birlikte yaşayarak bu coğrafyanın tarihini oluşturdular.
Hiçbirinin varlığı diğerinin tarihini ortadan kaldırmaz. Trabzon’un bugünkü sakinlerinin tarihi ne kadar gerçekse, 1923’te oradan ayrılmak zorunda kalan insanların tarihi de o kadar gerçektir.
Sümela bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindedir. Bunda tartışılacak bir şey yoktur. Ama Sümela’nın Rum-Ortodoks geçmişi de gerçektir. Bunda da tartışılacak bir şey yoktur.
Ve Pontos, bu coğrafyanın tarihsel adlarından biridir. Bunu söylemek Türkiye’nin egemenliğine saldırı değildir. Tarih söylemektir.
O nedenle Turan Ülküsü Derneği’ne tekrar sesleniyorum: Buyurun, Sümela’nın tarihini birlikte araştıralım.
Arşivleri açalım. Kaynakları masaya koyalım. Belgeleri okuyalım. Tartışalım. Ama küçük bir ihtimali de baştan kabul ederek başlayalım:
Araştırmanın sonunda karşınıza Pontos çıkabilir.
O zaman ne yapacağız? Kaynakları mı değiştireceğiz? Tarihi mi susturacağız? Yoksa nihayet geçmişin, bugünkü siyasi ihtiyaçlarımızdan daha büyük olduğunu mu kabul edeceğiz?
Çünkü tarihin çok kötü bir huyu vardır: Üzerini ne kadar örterseniz örtün, bir gün mutlaka yeniden karşınıza çıkar.

