Kuşatma, Teslim ve Osmanlı Egemenliğinin Kurulması
Tamer Çilingir
1461 yazında Trabzon iki taraftan kuşatılıyordu.
Karadeniz’de Osmanlı gemileri şehrin önündeydi. Karada ise II. Mehmed’in ordusu, Anadolu’nun doğusundaki dağları aşarak Trabzon’a yaklaşıyordu. Şehir dışındaki yerleşimler ateşe verilmiş, kırsaldaki ürünler tahrip edilmişti.
Ama Trabzon henüz düşmemişti.
Günler geçiyor, şehir direniyordu.
Sonra kara ordusu göründü.
Büyük toplar getirildi. Erzak azalmaya başladı. Daha da kötüsü, şehirde su sıkıntısı ortaya çıktı.
Ve bir noktada savaşın yanına müzakere eklendi.
Birkaç ay sonra, 11 Aralık 1461’de, Edirne’de bulunan Trabzonlu bilgin ve devlet adamı Georgios Amiroutzes, yine Trabzon doğumlu olan eski dostu Bessarion’a bir mektup yazdı. Bessarion, Konstantinopolis’te yetişmiş, Nikaia Metropoliti olmuş, Ferrara–Floransa Konsili’nin en önemli Grek din adamlarından biri olarak sivrilmiş ve daha sonra Roma’da kardinal olmuş büyük bir düşünürdü.
Amiroutzes’in ona verdiği haber korkunçtu:
Ἴσθι τοίνυν τὴν κοινὴν πατρίδα, φεῦ! ὑπ’ ἀλλοφύλων ἑαλωκυῖαν…
“Bil ki ortak vatanımız, ah!, yabancıların eline düştü…”
Amiroutzes için Trabzon hâlâ κοινὴ πατρίς, yani Bessarion ile paylaştıkları “ortak vatan”dı. Mektubunda şehrin uğradığı felaketten söz ediyor, kendi oğlunun da esir edildiğini bildiriyor ve Bessarion’dan yardım istiyordu.
Fakat bu mektubun yazarı, sonraki tarih anlatılarında Trabzon’u Osmanlılara teslim eden, hatta “vatanını satan” kişi olmakla suçlanacaktı.
Gerçekten öyle miydi?
Trabzon bir adamın ihaneti yüzünden mi düştü?
Yoksa 1461’e gelindiğinde askerî, diplomatik ve ekonomik koşullar şehrin önündeki seçenekleri çoktan daraltmış mıydı?
Bu sorunun cevabı kuşatmanın son günlerinde değil, yıllar öncesinde aranmalıdır.
1453: Trabzon’un çevresindeki dünya değişiyor
29 Mayıs 1453’te Konstantinopolis’i ele geçiren II. Mehmed, 1451’de ikinci kez Osmanlı tahtına çıkmış genç sultandı. Konstantinopolis’in ele geçirilmesi yalnız Bizans başkentini ortadan kaldırmadı; Boğazların ve Karadeniz’e açılan yolun denetimini de Osmanlıların elinde güçlendirdi.
Bunun Trabzon açısından büyük sonuçları vardı.
1204’ten beri Büyük Komnenos hanedanı tarafından yönetilen Trabzon İmparatorluğu, Karadeniz’in güneydoğusunda merkezi Trabzon olan bağımsız bir devletti. Konstantinopolis’in düşmesinden sonra artık genişleyen Osmanlı dünyasının uzağında kalması mümkün değildi.
- yüzyıl Grek tarihçisi Laonikos Chalkokondyles, II. Mehmed’in Konstantinopolis, Peloponnesos ve Trabzon üzerindeki hâkimiyetini birbirinden kopuk olaylar olarak görmez. Onun tarih anlayışında bunlar aynı siyasal dünyanın ardışık kayıplarıdır:
“Önce Byzantion şehrini, ardından Peloponnesos’u, sonunda da Trabzon hükümdarını ve onun ülkesini…”
Fakat Trabzon açısından gerçek alarm 1456’da çaldı.
Şeyh Cüneyd kimdi?
1456’da Trabzon üzerine yürüyen Şeyh Cüneyd, henüz kurulmamış Safevî Devleti’nin hükümdarı değildi. Erdebil merkezli Safeviyye tarikatının şeyhi ve bu dinî hareketi güçlü bir siyasî-askerî oluşuma dönüştüren en önemli isimlerden biriydi.
Daha sonra İran’da Safevî Devleti’ni kuracak olan Şah İsmail’in büyükbabasıydı.
Cüneyd, özellikle Anadolu ve çevresindeki Türkmen toplulukları arasında taraftar toplamıştı. 1456’da kuvvetleriyle Trabzon topraklarına girdi ve şehri ciddi biçimde tehdit etti. Rustam Shukurov’un bu sefere ilişkin özel çalışması da Cüneyd’in Trabzon’u ele geçirmeye çok yaklaştığını vurgular.
O sırada Trabzon tahtında IV. Ioannes Megas Komnenos bulunuyordu. Ioannes, Büyük Komnenos hanedanının sondan bir önceki hükümdarı ve son hükümdar David Komnenos’un ağabeyiydi.
Şeyh Cüneyd şehri alamadan çekildi.
Ancak tehlike bitmedi.
Aynı dönemde Osmanlı kuvvetleri de Hızır Bey komutasında Trabzon üzerine geldi. Osmanlı baskısı sonucunda IV. Ioannes’in yıllık haraç ödemeyi kabul ettiği, daha sonra kardeşi David’in II. Mehmed nezdindeki girişimlerinde bu mali yükümlülüğün yeniden düzenlendiği kaynaklarda aktarılır. Yaşar Yücel’in Osmanlı–Trabzon–Akkoyunlu ilişkilerini incelediği kapsamlı çalışması, bu süreci 1461’e giden siyasî hattın önemli bir aşaması olarak ele alır.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü 1461’e gelindiğinde Osmanlılarla Trabzon arasında yalnızca düşmanlık yoktu; daha önce yapılmış anlaşmalar, verilmiş sözler, yeminler ve mali yükümlülükler de vardı.
Nitekim Amiroutzes, Osmanlı donanmasının gelişinin kendilerini şaşırttığını anlatırken bunun nedenlerinden birini açıkça belirtir: kısa süre önce taraflar karşılıklı yemin etmişlerdi ve Trabzonlular kendilerine göre yapılan anlaşmaları ihlal etmemişlerdi.
Demek ki 1461, iki devletin ilk karşılaşması değildi.
Aksine yıllardır giderek ağırlaşan bir ilişkinin son aşamasıydı.
Trabzon müttefik arıyor
IV. Ioannes, Osmanlı baskısına karşı devletinin geleneksel diplomasi araçlarından yararlanmaya çalıştı.
Bunların en önemlilerinden biri hanedan evlilikleriydi.
Burada sahneye Uzun Hasan çıkar.
Uzun Hasan, Anadolu’nun doğusu, Azerbaycan ve İran coğrafyasında giderek büyük bir güç haline gelen Akkoyunlu konfederasyonunun hükümdarıydı. Trabzon hanedanıyla akrabalık kurmuştu. IV. Ioannes’in kızı Theodora Megale Komnene, Batı kaynaklarında sıklıkla Despina Hatun olarak anılan Trabzon prensesi, Uzun Hasan ile evlenmişti.
Dolayısıyla Trabzon ile Akkoyunlular arasındaki ilişki yalnız geçici bir diplomatik yakınlık değildi; hanedan bağıyla da güçlendirilmişti.
Aynı dönemde Batı’dan da yardım arandı.
Roma, Venedik, Burgonya ve başka Avrupa merkezlerinde Osmanlılara karşı geniş bir ittifak oluşturulması konuşuluyordu. Trabzon bu diplomatik trafiğin içindeydi.
Ancak diplomatik yazışmalarla savaş başladığında şehrin önünde belirecek gerçek bir ordu aynı şey değildi.
1461 yazında Trabzon kuşatıldığında Batı’dan beklenen askerî yardım gelmeyecekti.
Son hükümdar David Komnenos
David Megas Komnenos, IV. Ioannes’in kardeşi ve Trabzon İmparatorluğu’nun son hükümdarıydı.
Eski tarih literatüründe David’in tahta çıkışı uzun süre 1458 veya 1459’a yerleştirildi. Trabzon Metropoliti Hrisanthos Filippidis’in 1933’te yayımladığı dev eseri Ἡ Ἐκκλησία Τραπεζοῦντος — Trabzon Kilisesi de bu eski kronolojinin izlerini taşır.
Ancak Fransız Bizans tarihçisi Thierry Ganchou, Cenova arşivlerinden yararlanarak IV. Ioannes’in ölüm tarihini yeniden değerlendirdi ve David’in iktidara gelişinin 1460 baharına yerleştirilmesi gerektiğini gösterdi. Böylece David’in hükümdarlığı yaklaşık 1460–1461 arasındaki son derece kısa bir döneme iner.
Bu önemlidir.
Çünkü David yıllarca tahtta oturup uzun vadeli bir savaş stratejisi kurmuş bir hükümdar değildi. Tahta geçtiğinde devletin hareket alanı zaten önemli ölçüde daralmıştı.
Laonikos Chalkokondyles ise David’in tahta çıkışını tarafsız anlatmaz. Ağabeyi Ioannes’in küçük yaştaki varisinin hakkını çiğneyerek iktidarı ele geçirdiğini ileri sürer.
Bu da başka bir şeyi hatırlatır:
Tarih kaynaklarında olaylarla, tarihçilerin o olaylar hakkındaki ahlâkî hükümlerini birbirinden ayırmak gerekir.
1461’e gelindiğinde David’in en büyük umutlarından biri Uzun Hasan’dı.
II. Mehmed bunu biliyordu.
II. Mehmed doğrudan Trabzon’a yürümedi
1461 seferinin en dikkat çekici taraflarından biri, Osmanlı ordusunun İstanbul’dan çıkıp doğrudan Trabzon surlarının önüne gelmemesidir.
Önce Sinop meselesi çözüldü.
Karadeniz’in güney kıyısındaki Sinop güçlü bir liman ve önemli bir deniz üssüydü. Sinop’un Osmanlı denetimine geçmesi Trabzon’a yönelik deniz harekâtını kolaylaştırdı.
Laonikos açık biçimde Osmanlı filosunun Sinop’tan ayrılıp Trabzon’a yöneldiğini anlatır.
Donanma doğrudan Trabzon’a giderken II. Mehmed kara ordusuyla Anadolu’nun içlerine yöneldi.
Burada karşısındaki en önemli güç Uzun Hasan’dı.
Fakat 1461’de büyük bir Osmanlı–Akkoyunlu savaşı yaşanmadı.
Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun, diplomatik görüşmeler yapmak üzere II. Mehmed’in yanına gönderildi. Sara Hatun yalnız hükümdarın annesi değildi; Akkoyunlu hanedanının siyasal diplomasisinde etkin rol oynayan önemli bir figürdü.
Görüşmeler sonucunda Uzun Hasan, Trabzon uğruna Osmanlı ordusuyla savaşa girmedi.
Trabzon açısından bunun anlamı çok ağırdı:
Şehrin en güçlü bölgesel yardım ihtimali, Osmanlı ana ordusu Trabzon önüne ulaşmadan devre dışı kalmıştı.
Osmanlı ordusu hangi yoldan geldi?
II. Mehmed’in kara ordusunun Trabzon’a ulaştığı güzergâh konusunda tarih yazımında uzun süre Zigana–Maçka hattı tekrarlandı.
Ancak bu kesin değildir.
Osman Emir, Miraç Tosun, Yasin Topaloğlu ve İsmail Köse’nin 2025 yılında Belleten’de yayımlanan saha çalışması, tarihî kaynaklarda anlatılan son derece zorlu ve beklenmedik güzergâhın bilinen Zigana yoluyla tam uyuşmadığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılar altı muhtemel güzergâhı inceleyerek Bayburt–Aydıntepe–Soğanlı Dağları–Galyan–Boztepe hattını güçlü bir aday olarak öneriyorlar. Ancak bunu kesinleşmiş bir sonuç olarak sunmuyorlar.
Trabzonlular açısından ise bir süre sonra hangi vadiden geçtiğinin önemi kalmamıştı.
Çünkü Osmanlı donanması zaten şehrin önündeydi.
Ve kara ordusu da sonunda göründü.
Trabzon savaşmadan mı teslim oldu?
Hayır.
En azından elimizdeki temel kaynaklar böyle bir tablo çizmiyor.
Osmanlı filosu kara ordusundan önce Trabzon önüne ulaştı. Şehir çevresindeki yerleşimler yakıldı, kırsal alan tahrip edildi ve Trabzon surlardan savunuldu.
Fakat kuşatmanın süresi konusunda kaynaklar birbirinden ayrılır.
- yüzyıl tarihçisi Laonikos Chalkokondyles açıkça şöyle yazar:
ἐπολιόρκει τὴν πόλιν ἐπὶ ἡμέρας τριάκοντα δύο
“Şehri otuz iki gün boyunca kuşattı.”
Kritoboulos, İmrozlu Grek tarihçi ve II. Mehmed döneminin en önemli anlatı kaynaklarından biri, kuşatmanın deniz safhası için 28 gün verir.
Amiroutzes ise yaklaşık 40 gün süren bir savaştan söz eder.
Bu farklılığı 1933’te Hrisanthos da görmüştü. Trabzon’un düşüşünü anlatırken şunları yazar:
Ἐπὶ 32 καὶ κατὰ Ἀμηρούτζην ἐπὶ 40 ἡμέρας γενναίως ἀπέκρουεν ἡ Τραπεζοῦς…
Yani:
“Trabzon 32 gün, Amiroutzes’e göre ise 40 gün boyunca saldırıları cesaretle püskürtüyordu…”
Kritoboulos’ta 28, Laonikos’ta 32, Amiroutzes’te yaklaşık 40 gün…
Bu rakamlardan birini seçip diğer ikisini yok saymak yerine, kaynakların farklı konuştuğunu kabul etmek daha doğru olacaktır.
Ama üç anlatıdan çıkan ortak sonuç önemlidir:
Trabzon savaşmadan teslim olmadı.
Amiroutzes kuşatmayı içeriden anlatıyor
Georgios Amiroutzes, yalnız filozof ve teolog değildi. Matematik, coğrafya ve devlet işleriyle uğraşmış Trabzonlu bir entelektüeldi. David Komnenos döneminde devletin en yüksek saray makamlarından biri olan protovestiarios unvanını taşıyor, başka metinlerde megas logothetes olarak da anılıyordu. Dolayısıyla 1461’de sıradan bir gözlemci değil, devlet yönetiminin merkezindeki kişilerden biriydi.
11 Aralık 1461 tarihli mektubunda Osmanlı donanmasının aniden görünmesinin şehirde büyük bir şaşkınlık yarattığını anlatır.
Trabzonlular henüz ellerindeki askerleri bile toplayamamışlardı.
Kırlardaki erzakı surların içine taşımaya fırsat bulamamışlardı.
Buna rağmen savaş başladı.
Amiroutzes’e göre yaklaşık kırk gün boyunca şehir direnebilecek durumda görünüyordu. Trabzonlular şehirden çıkışlar yapıyor, Osmanlı kuvvetlerine kayıplar verdiriyordu. Hatta bir süre donanmayı geri püskürtebileceklerine inanmışlardı.
Onun anlatısındaki gerçek kırılma, Osmanlı kara ordusunun gelişi oldu.
Amiroutzes, kara ordusu gelmeseydi deniz kuvvetlerinin başarısız olabileceğini açıkça iddia eder.
Toplar, erzak ve su
Kara ordusu Trabzon önüne ulaştığında savaşın koşulları değişti.
Amiroutzes büyük kuşatma toplarından söz eder. Ordunun büyüklüğüne ilişkin ifadelerinde dönemin tarih yazımına özgü abartılar bulunabilir; ancak ardından verdiği bilgiler son derece somuttur.
Temel ihtiyaç maddeleri azalmaktadır.
Ve daha önemlisi:
şehir su sıkıntısı çekmektedir.
Amiroutzes, uzun zamandır görülmemiş ölçüde bir su kıtlığının başladığını özellikle kaydeder. İnsanların şehrin hücumla ele geçirilmesi halinde yaşanacak felaketi düşündüğünü, savaşın daha fazla sürdürülebileceğine olan inancın kaybolduğunu anlatır.
Sonra şu kritik cümleyi kurar:
“Çoğunluk böyle düşündüğü için teslim olmak daha iyi görüldü.”
Bu, kuşkusuz Amiroutzes’in kendi anlatısıdır.
Kendi davranışını savunuyor olması mümkündür.
Ama olayın üzerinden yalnız birkaç ay geçmişken yazılmış birinci el bir belgenin söylediklerini yok saymak da mümkün değildir.
Hrisanthos’un şaşkınlığı
Trabzon Metropoliti Hrisanthos, yaklaşık beş yüzyıl sonra bu olayı incelerken şehrin hızla sona erişini askerî açıdan şaşırtıcı buluyordu.
Şehrin savunma konumunu, askerlerini, toplarını, Osmanlı ordusunun geçtiği zorlu coğrafyayı, ikmal güçlüklerini ve yaklaşan Karadeniz kışını hatırlatarak uzun süre direnmenin mümkün olduğunu düşünüyordu.
Basılı 319. sayfada şu çarpıcı ifadeyi kullanır:
Ἡ … ραγδαία πτῶσις τῆς Τραπεζοῦντος κατέπληξε τὸν τότε σύγχρονον κόσμον.
“Trabzon’un hızlı düşüşü dönemin dünyasını şaşkınlığa uğrattı.”
Hrisanthos bu şaşkınlığın ardından Amiroutzes’in rolüne büyük önem verir ve onu ağır biçimde suçlayan tarih yazımı geleneğine yaklaşır.
1952’de Pontos tarihçisi Odysseas Lampsides de doğrudan Πῶς ἥλωθη ἡ Τραπεζοῦς — Trabzon Nasıl Düştü? başlıklı kapsamlı bir kaynak araştırması yayımladı. Ancak Amiroutzes hakkında yüzyıllar sonra verilen hükümlerden önce yapılması gereken, 1461’e en yakın kaynakların söylediklerine bakmaktır. Lampsides’in çalışmasının künyesi Αρχείον Πόντου 17 (1952), s. 15–54 olarak doğrulanmaktadır; tam metni elde edilmeden ona ayrıntılı sonuçlar atfetmekten kaçınmak gerekir.
Mahmud Paşa ve teslim görüşmeleri
Kara ordusunun gelişiyle birlikte bir başka önemli kişi sahneye çıkar:
Mahmud Paşa Angelović.
Mahmud Paşa, II. Mehmed döneminin en güçlü devlet adamlarından biri ve Osmanlı sadrazamıydı. 1461 seferinde sultanın başlıca askerî ve diplomatik yöneticilerinden biri olarak Trabzon önündeydi.
Laonikos’a göre Mahmud Paşa ana ordudan önce Trabzon’a ulaşmış ve Skylolimne denilen yerde karargâh kurmuştu. Ardından Georgios Amiroutzes ile temas kurdu.
Laonikos, Amiroutzes’i Mahmud Paşa’nın:
ἐξάδελφος
u olarak tanımlar.
Bu sözcüğün en güvenli karşılığı **“kuzen/akraba”**dır. Hrisanthos ve daha geç bazı anlatılarda görülen kesin soy bağını Laonikos’un bu tek kelimesinden çıkarmak mümkün değildir.
Mahmud Paşa’nın David’e ilettiği teklifin özü basitti:
Şehir teslim edilirse David’in hayatı korunacak, kendisine başka bir yerde mülk ve gelir sağlanacaktı.
Direniş sürerse şehir savaşla ele geçirilecek, halkı esir edilecek ve David ile çevresi ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktı.
Laonikos burada çok ağır bir fiil kullanır:
ἐξανδραποδίζω.
Bu yalnız “bir şehri almak” anlamına gelmez; halkını esir veya köle statüsüne düşürmek anlamını da taşır.
David ilk teklifi sorgusuz kabul etmedi.
Karşı şartlar ileri sürdü.
Mahmud Paşa bunları II. Mehmed’e taşıdı.
Müzakere devam etti.
Ve sonunda şartlar üzerinde anlaşmaya varıldı.
Şehir hücumla mı ele geçirildi?
Burada terminoloji önem kazanıyor.
Trabzon askerî kuşatma altındaydı.
Çevresinde savaş yaşanmıştı.
Osmanlı donanması ve kara ordusu şehri kuşatmıştı.
Ancak elimizdeki temel kaynaklarda nihai el değiştirme, surların yarılıp Osmanlı askerlerinin sokak çatışmalarıyla şehri ele geçirmesi biçiminde anlatılmaz.
Müzakere edilmiş bir teslim gerçekleşir.
Kritoboulos’un anlatısında teslim teklifini şehre götüren kişi Amiroutzes değil, Thomas Katabolenos’un oğludur. Bu, Laonikos anlatısıyla önemli bir farklılıktır.
Fakat iki kaynak asıl noktada birleşir:
Şartlar görüşülmüş ve şehir teslim edilmiştir.
Amiroutzes de kendi mektubunda:
“Bu şekilde şartlarda anlaşılınca şehri ve kendilerini teslim ettiler.”
der.
Dolayısıyla 1461 olayını yalnız “fetih” sözcüğüyle anlatmak, olan bitenin biçimini gizlemektedir.
Bu yazıda bu nedenle kuşatma, teslim, ele geçirilme ve Osmanlı egemenliğinin kurulması kavramlarını kullanıyorum.
Çünkü şehir askerî baskı altında teslim olmuştur; nihai el değiştirme ise müzakere yoluyla gerçekleşmiştir.
Teslim tarihi konusunda çağdaş kaynakların kesinliği sınırlı olmakla birlikte modern literatürde 15 Ağustos 1461 güçlü biçimde benimsenmektedir. Uzun süre kullanılan 26 Ekim 1461 tarihi ise Franz Babinger’in de gösterdiği üzere Trabzon’un düştüğünü Venedik makamlarına bildiren belgenin tarihidir; olayın gerçekleştiği gün değildir.
Peki Amiroutzes hain miydi?
İşte yüzyıllardır sorulan soru.
Laonikos Chalkokondyles’in tanıklığı görmezden gelinemez.
Onun anlatısında Amiroutzes, Mahmud Paşa ile David Komnenos arasındaki teslim görüşmelerinin iletişim kanalında yer almaktadır.
Fakat aynı Laonikos pasajında Amiroutzes için:
προδότης — hain
denmez.
Para aldığı yazmaz.
Şehrini önceden Osmanlılara sattığı yazmaz.
Savunmayı sabote ettiği yazmaz.
Gizli bir anlaşma yaptığı yazmaz.
Üstelik Kritoboulos aynı teslim sürecini anlatırken Amiroutzes’i değil, başka bir elçiyi öne çıkarır.
Burada kaynaklar birbirinden ayrılmaktadır.
Amiroutzes’in kendi mektubunda da rahatsız edici bir sessizlik vardır:
Mahmud Paşa ile teslim müzakerelerindeki kişisel rolünden hiç söz etmez.
Bu sessizlik önemlidir.
Amiroutzes’i otomatik olarak aklamaz.
Ama ihaneti de kanıtlamaz.
Anthony Kaldellis’in Laonikos metni üzerine yaptığı modern metin-kritik çalışma da teslim anlatısının çekirdeğinin bütünüyle geç bir ekleme olarak reddedilemeyeceğini gösterir. Buna karşılık David’in sonraki kaderi ve Amiroutzes’in sonraki davranışlarını anlatan bazı bölümlerin gerçekten interpolasyon sorunları taşıdığını belirtir.
Dolayısıyla kurulabilecek en ihtiyatlı tarihsel hüküm şudur:
Georgios Amiroutzes’in Trabzon’un teslim müzakerelerinde rol oynadığına dair güçlü bir erken tanıklık vardır. Fakat şehri para karşılığında sattığını, savunmayı sabote ettiğini veya önceden Osmanlılarla anlaşarak Trabzon’un ele geçirilmesini sağladığını kanıtlayan çağdaş bir belge bugün elimizde değildir.
Teslim şartlarına ne oldu?
Trabzon’un hikâyesinin belki de en acı bölümü teslimden sonra başlar.
Amiroutzes açıkça şunu yazar:
“Şehir teslim olmuş olmasına rağmen, teslim olurken kabul edilen şartlardan hiçbir yarar görmedi.”
Komnenos hanedanı şehirden çıkarıldı.
Çok sayıda Trabzonlu yerinden edildi veya esir edildi.
Amiroutzes’in kendi oğlu Basileios da esirler arasındaydı. Basileios aynı zamanda Bessarion’un vaftiz oğluydu; Amiroutzes’in eski dostundan yardım istemesinin kişisel nedenlerinden biri buydu.
David Komnenos’a başlangıçta hayat ve yeni bir ikamet alanı verildi.
Bu güvence de uzun sürmedi.
1463’te David, oğulları ve hanedanın başka erkek mensupları II. Mehmed’in emriyle idam edildi.
Büyük Komnenosların Trabzon’daki yaklaşık iki buçuk yüzyıllık siyasî varlığı sona ermişti.
“Hain kimdi?” sorusunun kolaylığı
Bir devletin sonunu bir kişiye bağlamak her zaman kolaydır.
Çünkü bir “hain” bulduğunuz anda uzun ve karmaşık bir tarihsel süreci anlatmak zorunda kalmazsınız.
1453’ten sonra değişen Karadeniz dengesi unutulur.
1456’daki Şeyh Cüneyd saldırısı unutulur.
Ardından gelen Osmanlı baskısı unutulur.
Haraç ve tâbilik ilişkileri unutulur.
Batı’dan yardım arayışlarının sonuçsuz kalması unutulur.
Sinop’un Osmanlı denetimine geçmesi unutulur.
Uzun Hasan’ın 1461’de askerî müdahalenin dışında kalması unutulur.
Haftalar süren kuşatma unutulur.
Şehir dışında yaşanan savaş unutulur.
Osmanlı kara ordusunun gelişi unutulur.
Toplar unutulur.
Erzak sıkıntısı unutulur.
Su kıtlığı unutulur.
Ve sonunda bütün tarih tek bir cümleye dönüşür:
“Amiroutzes ihanet etti, Trabzon düştü.”
Oysa çağdaş kaynaklar bu kadar basit konuşmuyor.
Laonikos, Amiroutzes’i müzakerelerin içinde gösteriyor ama ona “hain” demiyor.
Kritoboulos aynı müzakereyi başka bir elçi üzerinden anlatıyor.
Amiroutzes kendi rolü konusunda susuyor ama haftalar süren direnişi, kara ordusunun gelişiyle değişen askerî dengeyi, topları, erzak ve su sıkıntısını ve çoğunluğun teslim yönündeki kararını anlatıyor.
Hrisanthos, yüzyıllar sonra Trabzon’un hızlı düşüşünün dönemin insanlarını şaşırttığını söylüyor.
İşte belki de “hain” anlatısı tam bu şaşkınlığın içinde büyüdü.
Beklenenden hızlı sona eren bir devlet için tek bir suçlu aramak, karmaşık nedenlerle yüzleşmekten daha kolaydı.
Georgios Amiroutzes’in 1461’de ne yaptığı elbette araştırılmalıdır.
Teslim görüşmelerindeki rolü gizlenmemelidir.
Kendi mektubundaki sessizlik de görmezden gelinmemelidir.
Ama tarihçinin görevi beş buçuk yüzyıl sonra yeni bir mahkeme kurup hüküm vermek değildir.
Tarihçinin görevi olayın nasıl gerçekleştiğini anlamaktır.
Trabzon’un önündeki askerî ve diplomatik seçenekler yıllar içinde daralmıştı.
Şehir haftalarca direnmişti.
Denizden kuşatılmıştı.
En güçlü bölgesel müttefikinden askerî yardım gelmemişti.
Ana Osmanlı ordusu ve büyük toplar şehrin önüne ulaşmıştı.
Erzak azalmıştı.
Su sıkıntısı başlamıştı.
Ve sonunda yönetim, şehrin hücumla ele geçirilmesi tehlikesi karşısında teslim şartlarını müzakere etmeyi seçmişti.
Amiroutzes bu sürecin içindeydi.
Ama sürecin kendisi Amiroutzes’ten çok daha büyüktü.
Bu nedenle 1461 Trabzon’una bakarken sorulması gereken asıl soru:
“Hain kimdi?” değildir.
Asıl soru:
“Trabzon neden ve nasıl teslim oldu?”
sorusudur.
Çünkü Trabzon’un düşüşünü bir hain arayarak açıklamak, tarihsel sürecin kendisini saklar.
Kaynaklar ve başlıca çalışmalar
- Georgios Amiroutzes, Bessarion’a mektup, Edirne, 11 Aralık 1461. Mektubun 1461 teslimi, “κοινὴ πατρίς”, kuşatma, erzak-su sıkıntısı ve Amiroutzes ailesinin esaretiyle ilgili bölümleri için araştırma dosyamızdaki doğrudan Grekçe metin ve Türkçe çeviri.
- Laonikos Chalkokondyles, Ἀποδείξεις Ἱστοριῶν / Histories, Kitap IX, §§74–76; modern edisyon ve çeviri: Anthony Kaldellis, The Histories, Dumbarton Oaks Medieval Library, 2014. Trabzon kuşatması ve Amiroutzes’in müzakerelerdeki rolü için.
- Kritoboulos of Imbros, History of Mehmed the Conqueror, Kitap IV; İngilizce çev. Charles T. Riggs, Princeton University Press, 1954. Kuşatma, teslim görüşmeleri ve şehrin tesliminin alternatif çağdaş anlatısı.
- Μητροπολίτου Τραπεζούντος Χρυσάνθου [Hrisanthos Filippidis], Ἡ Ἐκκλησία Τραπεζοῦντος, Atina, 1933, özellikle s. 319–321. Hrisanthos’un 32/40 günlük kuşatma süreleri ve Trabzon’un hızlı düşüşüne ilişkin değerlendirmesi.
- Odysseas Lampsides, «Πῶς ἥλωθη ἡ Τραπεζοῦς. Ἀναγραφὴ καὶ διερεύνησις τῶν πηγῶν», Ἀρχεῖον Πόντου 17 (1952), s. 15–54.
- Rustam Shukurov, “The Campaign of Shaykh Djunayd Ṣafawī against Trebizond (1456 AD/860 H),” Byzantine and Modern Greek Studies 17 (1993), s. 127–140.
- Yaşar Yücel, “Fatih’in Trabzon’u Fethi Öncesinde Osmanlı–Trabzon–Akkoyunlu İlişkileri,” Belleten 49 (1985), s. 287–312.
- Thierry Ganchou, “La date de la mort du basileus Jean IV Komnènos de Trébizonde,” Byzantinische Zeitschrift 93 (2000), s. 113–124. IV. Ioannes’in ölümü ve David Komnenos’un iktidara geliş kronolojisi için.
- Anthony Kaldellis, “The Interpolations in the Histories of Laonikos Chalkokondyles,” Greek, Roman and Byzantine Studies 52 (2012), s. 259–283. Laonikos’un Trabzon anlatısının metin-kritik değerlendirmesi için.
- Osman Emir – Miraç Tosun – Yasin Topaloğlu – İsmail Köse, “Bayburt’tan Trabzon’a: Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon Sefer Güzergâhı,” Belleten 89/315 (2025), s. 481–506.
- Franz Babinger, “La date de la prise de Trébizonde par les Turcs (1461),” Revue des études byzantines 7 (1949), s. 205–207. 1461 kronolojisi ve 26 Ekim tarihli Venedik belgesi için.
- Theoharis Stavrides, The Sultan of Vezirs: The Life and Times of the Ottoman Grand Vezir Mahmud Pasha Angelović (1453–1474), Brill, Leiden, 2001. Mahmud Paşa’nın siyasî ve askerî konumu için.

