Tamer Çilingir
Türkiye’den bakıldığında son derece sıradan görülebilecek bir fotoğraf, birkaç gündür Yunanistan’daki Pontos toplumunda ciddi bir tartışmanın merkezinde.
Yunanistan’dan Pontos’a gelen resmî bir yerel yönetim heyeti, Maçka Belediye Başkanını makamında ziyaret etti. Heyette yer alan isimlerden biri, Ampelokipi–Menemeni Belediye Başkanı ve aynı zamanda Yunanistan Belediyeler Merkez Birliği (KEDE) Başkanı L.K. idi. Ziyaret sırasında çekilen hatıra fotoğrafında L.K. ve heyetin diğer üyeleri, duvarda asılı büyük bir Mustafa Kemal portresinin önünde görülüyordu.
Türkiye’de bir belediye başkanının makamında Mustafa Kemal portresinin bulunması şaşırtıcı değildir. Tartışmanın konusu da portrenin orada bulunması değil. Yunanistan’daki tartışma, Pontos Rumlarının tarihsel hafızasında Mustafa Kemal’in neyi temsil ettiği ve resmî sıfat taşıyan Yunanistanlı yöneticilerin bu sembolün önünde fotoğraf vermesinin ne anlama geldiği üzerine yürütülüyor.
“Başka seçeneğimiz yoktu”
Fotoğrafın yayımlanmasının ardından Yunanistan Pan-Pontos Federasyonu (Παμποντιακή Ομοσπονδία Ελλάδος – POE) duruma tepki gösterdi.
POE’nin eleştirisinin merkezinde L.K.’nin kişiliği değil, KEDE Başkanı ve belediye başkanı sıfatlarıyla resmî bir heyetin üyesi olarak verdiği görüntü bulunuyordu.
L.K. ise eleştirilere sert karşılık verdi. Ziyaretin esas amacının Pontos Rumlarının tarihî ve dinî mirasının en önemli yapılarından Aziz İoannis Vazelon Manastırı ile Aziz Georgios Peristereota Manastırı’nın korunması ve restorasyonu meselesini gündeme getirmek olduğunu söyledi. Türk belediye başkanının makamında bulunan Mustafa Kemal portresi konusunda yapabilecekleri bir şey olmadığını savunarak, “Başka seçeneğimiz yoktu” dedi.
POE ise 3 Eylül tarihli ikinci açıklamasında buna doğrudan cevap verdi.
Kimse L.K.’den Türk belediye başkanının makamındaki Mustafa Kemal portresini kaldırmasını ya da üzerini örtmesini istememişti. Kimse ev sahibini aşağılamasını da istemiyordu. Federasyona göre seçenek çok daha basitti:
O portrenin önünde fotoğraf çektirmemek.
Üstelik L.K. kendisi, 2009 yılında İstanbul’a gerçekleştirilen benzer bir ziyarette Mustafa Kemal portresinin altında fotoğraf çektirmemeyi tercih ettiğini açıklamıştı. Bunun üzerine POE oldukça basit bir soru yöneltti:
2009’da mümkün olan bir tercih, 2026’da neden imkânsız hâle geldi?
Türkiye’den bakıldığında eksik kalan taraf
Türkiye kamuoyunun bu tartışmayı anlayabilmesi için önemli bir noktayı görmek gerekiyor.
Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Türkiye’de devletin en güçlü resmî sembollerinden biridir. Pontos Rumlarının tarihsel hafızasında ise aynı kişi çok farklı bir yerde durmaktadır.
Pontos Rumları açısından 1919–1923 yılları yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden ve Türkiye’nin resmî tarih anlatısında “Millî Mücadele” olarak adlandırılan bir dönem değildir. Bu yıllar aynı zamanda sürgünlerin, tehcirlerin, İstiklal Mahkemelerinin, idamların, çalışma taburlarının, köylerin boşaltılmasının ve Pontos Rumlarının yurtlarından koparılmasının yaşandığı sürecin son aşamasıdır.
Dolayısıyla aynı portre iki toplumun tarihsel hafızasında aynı şeyi anlatmıyor.
Meseleyi anlamanın anahtarı da burada.
Türkiye’de gündelik devlet protokolünün sıradan bir parçası olarak görülen bir görüntü, ailesinin geçmişinde sürgün, ölüm ve yurt kaybı bulunan bir Pontos Rumu için bambaşka bir tarihsel anlam taşıyabilir.
Bu gerçeği görmek, Türkiye’deki insanların Mustafa Kemal hakkındaki düşüncelerinden vazgeçmelerini istemek değildir. Başka bir toplumun aynı tarihsel kişiliği neden farklı hatırladığını anlamaya çalışmaktır.
Tartışma L.K.’nin vatanseverliği üzerine mi?
Tartışma kısa sürede sertleşti. L.K.’yi destekleyen Pontos örgütleri de açıklamalar yaptı. Onun Pontos meseleleri konusundaki geçmişini hatırlatarak vatanseverliğinin tek bir fotoğraf üzerinden sorgulanamayacağını söylediler.
POE ise son açıklamasında önemli bir ayrım yaptı:
“Ne vatanseverliğinizi ne de dürüstlüğünüzü sorguladık.”
Federasyona göre eleştirilen L.K.’nin Pontos kökeni, ailesinin geçmişi ya da Pontos meselesine bağlılığı değil; Ampelokipi–Menemeni Belediye Başkanı ve KEDE Başkanı olarak gerçekleştirdiği kamusal bir eylemdi.
POE ayrıca önemli bir cümle kurdu:
“Köken, ne eleştiriye karşı bir kalkan ne de yanılmazlık belgesidir.”
Bence tartışmanın doğru zemini de budur.
Bir insanın geçmişini, ailesini ya da vatanseverliğini tartışmak yerine, kamusal görev üstlenen bir kişinin davranışının taşıdığı sembolik anlamı tartışmak.
Manastırlar gerçekten ziyaret sayesinde mi restore edilecek?
Tartışmanın fotoğraftan bağımsız başka bir boyutu daha var.
L.K., ziyaretin önemli sonuçlarından birinin Vazelon ve Peristereota manastırlarının restorasyonu konusunda sağlanan olumlu gelişme olduğunu söylüyor.
Bu iddia önemlidir ve doğrulanmalıdır.
Çünkü tartışmaya katılan bazı isimler, iki manastırın restorasyonuna ilişkin karar ve hazırlıkların bu ziyaretten önce Türkiye’de zaten başlatıldığını ileri sürüyor.
Eğer gerçekten öyleyse, Yunan heyetinin ziyaretinin restorasyon kararının alınmasında nasıl bir etkisi olduğu belgelerle ortaya konulmalıdır.
POE de bu noktada kapıyı kapatmıyor. Federasyon, iki tarihî manastırın restorasyonu ve korunması konusunda ziyaret sonucunda somut ve olumlu bir gelişme ortaya çıkması hâlinde bunu yalnızca kabul etmekle kalmayacağını, kamuoyuna duyurmaya da hazır olduğunu açıkça belirtiyor.
Bu noktada kişisel polemiklerin hiçbir önemi yok.
Bir resmî heyet Türkiye makamlarına yazılı bir talep sunduysa bunun belgesi vardır. Görüşmeler sonucunda daha önce bulunmayan bir karar alındıysa bunun da ortaya konulması mümkündür.
Tarih de gazetecilik de iddialardan çok belgelerle ilgilenir.
Ya Maçka Belediye Başkanı Yunanistan’a giderse?
POE’nin 3 Eylül tarihli açıklamasında bence bütün tartışmanın en dikkat çekici sorusu yer alıyor.
Federasyon L.K.’ye özetle şunu söylüyor:
Bir gün Maçka Belediye Başkanı, Ampelokipi–Menemeni’ye iade-i ziyarette bulunursa, iki belediye başkanı belediyede bulunan Mülteci Helenizmi Anıtı’nın önünde birlikte fotoğraf çektirsinler.
Eğer Maçka’daki görüntü yalnızca protokol gereği çekilmiş ve hiçbir özel sembolik anlam taşımayan sıradan bir hatıra fotoğrafıysa, böyle bir fotoğrafta da hiçbir sorun olmaması gerekir.
Bu öneri günlerdir süren tartışmanın özünü uzun açıklamalardan daha iyi anlatıyor.
Çünkü diplomasi ve protokol yalnızca sözcüklerden oluşmaz.
Mekânların, anıtların, bayrakların, portrelerin ve bunların önünde verilen fotoğrafların da bir dili vardır.
Türkiye’de bu fotoğrafa bakan birinin gördüğü ile ailesinin geçmişinde Pontos’tan sürgün edilmiş, öldürülmüş ya da doğduğu toprakları bir daha görememiş insanlar bulunan bir Pontos Rumunun gördüğü şey aynı olmayabilir.
Bunu anlamak için aynı tarihi anlatmamız gerekmiyor.
Önce birbirimizin aynı tarihe neden farklı yerlerden baktığını anlamamız gerekiyor.
Ve belki de bütün bu tartışmadan geriye kalması gereken en basit cümle şu:
Bazen bir fotoğraf, onu çektirenlerin söylemek istediğinden çok daha fazlasını söyler.

