Tolga Güney
Arasına düşmanlık tohumları ekilen iki halk, Pontos ve Kürdistan birbirine bu kadar benzerken, nasıl ayrı ‘kampların’ insanları gibi hareket etmeye zorlanıyor. Oysa fındığına, çayına, tütününe hak ettiği değer verilmeyen, rant uğruna, dereleri, dağları, ovaları, vadileri talan edilen Pontos ile Pontos’tan elde edilen gelirle savaş açılan Kürdistan halklarının kaderi birbirine sömürü ile bağlı. Her iki bölgenin de tüm zenginlikleri talan edildi, dilleri, kültürleri yasaklandı, geçmişi silinmek istendi.
Fakat unutturulmak istenen geçmişine, sömürülmek istenen emeğine ve karartılmak istenen geleceğine sahip çıkan “düş yolcuları” hep var oldu. O yolcular sundan 9 yıl önce Pontos’tan yola çıkarak, katledilmek istenen Kobaneli çocuklara umut olmak istedi. Ezgi Aydan Şalcı, Mert Cömert, Alican Vural ve Koray Çapoğlu Pontoslu devrimciler olarak bir devrime tanıklık etmek, şovenizm ile yoğrulan kendi coğrafyalarının kaderini de değiştirmek için yola çıktılar. Denizin çocuklarının selamını dağların çocuklarına götürmek istediler, fakat her iki halka da düşman olan IŞİD bombaları onlara izin vermedi.
Ordu’nun bir köyünde doğan Ezgi, yaşamının büyük bölümünü Samsun’da geçirdi. Samsun sokaklarında kadın haklarından LGBTİ eylemlerine, Pontos’un sorunlarından Kürdistan’da yaşanan hak ihlallerine kadar birçok eylemde en önde durdu. Karadeniz’in hırçınlığını, enerjisi taşıyan Ezgi her eylemde olduğu gibi Kobane’ye gidecek listenin de en önündeydi. Kobane düştü düşecek denilen günlerde sınıra giderek, bir halkın feryadına ses oldu. Suruç’a doğru yola çıkmadan önce yaptığı son paylaşımda ise “Bizler güneşin çocuklarıyız. Ölüme gülümseyerek gidenleriz… Gelin yarını hep birlikte ilmek ilmek örelim” diyerek, gerekirse ölüme gideceğini duyurdu. Pontos’a hakim olan ırkçı algıyı kırmak, halkların kardeşliğini haykırmak isteyen Ezgi’nin yolu belki yarıda kaldı ama düşünü kurduğu özgürlük Kobane’ye geldi.
Parası yetmediği için yeşil parka alamayan Alican da Samsunlu emekçi bir ailenin çocuğu olarak üniversite hayatına hem okuyup hem çalışarak devam ediyordu. Garsonluktan atölyelerde ortacılığa kadar çeşitli işlerde çalışan Alican’ın belki parası parka almaya yetmedi ama halklara daha önemli bir miras bıraktı. Söylenenin aksine biz düşman değildik, aynı sömürü çarklarında ezilen farklı farklı üzümlerdik ve ezilince aynı şarap oluyorduk. 17 Temmuz’da sosyal medyadan yaptığı son “Katillere, işbirlikçilere, kafa kesenlere, kadınları aşağılayanlara karşı yeniden inşa için Kobanê’deyiz” paylaşımı ile yola çıktı. O okulunu bitiremedi, istediği parkayı hiçbir zaman alamadı ama katillerden kurtulan Kobaneli çocuklar, kurulan üniversitede ilk mezunlarını verdi.
Samsun Bafralı Mert Cömert de ırkçı propagandanın en yüksek olduğu Bafra’da 7 Haziran seçimlerinde HDP müşahidi olacak kadar Bafralıydı. Eleni Çavuş’un son kurşuna kadar direndiği Bafra Dağlarından aldığı inatçılık onu Kobane’ye doğru yola çıkardı. Kobane’ye gidileceğini duyunca, hemen önce çıkarak, Pontos’ta sadece ırkçı faşistlerin olmadığını devrimcilerinde hep var olduklarını göstermek istedi.“Karadeniz’de sosyalizmin hakim olduğunu görmek istiyorum” diyen Mert, bir yazısında Kürt özgürlük mücadelesini Anadolu’nun gerçek sahiplerini “uyandırma mücadelesi” olarak tanımlayarak, “Bu mücadele enternasyonal devrimcilerin sahip çıkması gereken bir mücadeledir” diye yazmıştı. Pontoslu bir enternasyonal olarak çıktığı yolda bombaların hedefi olsa da fikirlerinin bu topraklarda yaşayacağını bilerek, sonsuzluğa gitti.
Kazım Koyuncu’nun tarifiyle statükoya karşı açılmış Trabzonspor bayrağı ile doğa katliamından Cumartesi Anneleri eylemlerine kadar her yere giden Trabzonlu Koray, Kobane’ye de o bayrakla geçmek istedi. Üstüne örtülen kağıtlardan bileğindeki bordo-mavi görünen Koray’in, sol kolu tüm ‘güçlülere’ inat niye yukarıdaydı. Matbaa işçisi olan Koray, haksızlığa karşı vicdanını kuşanarak, tüm ezilen halkların yanında yerine aldı. Gezi eylemlerinde Taksim barikatlarından Validebağ’da kesilmek istenen ağaçların mücadelesine oradan “Başka bir Trabzonspor” hayaliyle Hrant Dink anmalarına Bordo-mavi bayrağını elinden hiç eksik etmedi. Özgürlük mücadelesinin isimsiz kahramanı Koray’da Kobane’ye gidileceğini duyunca, hiç tereddüt etmeyen bayrağını kapıp yola düştü. O bayrak belki o gün yere düştü fakat halkların kalbinde hep göndere çekili durmaya devam ediyor.
Pontos halkı başka bir dünya düşünü evlatları Mahir Çayan’dan, İlyas Cumhuroğlu’ndan, Çörtük İsmet’ten, Terzi Fikri’den aldı, Ezgi, Alican, Mert ve Koray ile devam ettirdi. Onlar IŞİD ve zihniyetinin saldırılarında katledildi fakat içimizdeki “düş” hiç bitmeyecek. İnsanı ve doğası sömürülen iki halkın mücadele ortaklığının arasına hiçbir engel giremeyecek.
Not: Yazıyı yazarken Arzu Demir’in Kobane’ye Gitmek kitabındaki anılardan faydalanılmıştır.

