Tamer Çilingir
Bizden ne istendiğini biliyoruz.
Sessiz olmamız istendi.
Unutmamız istendi.
Hatırlasak bile alçak sesle konuşmamız istendi.
Konuşsak bile fazla ileri gitmememiz istendi.
Yas tutmamız, ama talep etmememiz istendi.
Acılarımızı anlatmamız, ama sonuç çıkarmamamız istendi.
Ölülerimizi anmamız, ama haklarımızı hatırlamamamız istendi.
Ve yıllar boyunca bunların bir kısmını kabul ettik.
Bugün kendimize sormak zorundayız:
Nereye gidiyoruz?
Bir halk, kendi haklarını savunmaktan vazgeçtiğinde nereye gider?
Bir halk, taleplerini inkârcıların rahat edebileceği ölçülere göre belirlemeye başladığında nereye gider?
Bir halk, kendi hafızasını başkalarının hassasiyetlerine göre düzenlediğinde nereye gider?
Biz Pontoslu Rumlarız.
Biz yalnızca kayıplarımızın mirasçıları değiliz.
Biz aynı zamanda onların yarım bırakılmış adalet arayışının mirasçılarıyız.
Bu nedenle mücadelemizin sınırlarını bize düşmanlık edenler belirleyemez.
Hakikatin sınırlarını inkâr belirleyemez.
Hafızanın sınırlarını korku belirleyemez.
Bugün bize sürekli “gerçekçi olun” deniliyor.
Biz de soruyoruz:
Gerçekçilik nedir?
Haklarımızdan vazgeçmek mi?
Taleplerimizi küçültmek mi?
Kendi kendimizi sansürlemek mi?
Tarih boyunca hiçbir halk özgürlüğüne gerçekçilik sayesinde ulaşmadı.
Hiçbir halk saygınlığını suskunlukla kazanmadı.
Hiçbir halk haklarından vazgeçerek adalete yaklaşmadı.
Bugün bazıları yalnızca özür istemenin yeterli olduğunu söylüyor.
Hayır.
Bir özür değerlidir.
Ama bir halkın hafızası özürden büyüktür.
Bir halkın onuru özürden büyüktür.
Bir halkın hakları özürden büyüktür.
Biz taleplerimizi başkalarının kabul etmeye hazır olduğu ölçüye göre değil, hakikatin gerektirdiği ölçüye göre belirlemek zorundayız.
Bugün bazıları sembolleri sorgulamamamız gerektiğini söylüyor.
Biz ise soruyoruz:
Neden?
Neden Selanik’te Mustafa Kemal’in doğduğu evin müze olarak korunmasını sorgulamak bile tabu sayılıyor?
Bir halkın kolektif hafızasında yıkım, sürgün ve kayıpla ilişkilendirilen bir tarihsel dönemin en güçlü sembollerinden biri karşısında neden sessiz kalmamız bekleniyor?
Bizden beklenen nedir?
Acılarımızı hatırlamamız ama onları üreten tarihsel anlatılara dokunmamamız mı?
Ölülerimizi anmamız ama hafızamızı yaralayan sembolleri sorgulamamamız mı?
Hayır.
Hiçbir halkın hafızası böyle yaşayamaz.
Hatırlamak, yalnızca kurbanları anmak değil; geçmişi şekillendiren kişi, olay ve sembolleri de özgürce tartışabilmektir.
Ölülerimizin yasını tutmamız isteniyor, fakat onları ölüme götüren tarihsel anlatıları sorgulamamız istenmiyor.
Ölülerimizi anmamız isteniyor, fakat onları suçlu gösteren anlatılarla yüzleşilmesi istenmiyor.
Hafızamıza saygı duymamız isteniyor, fakat hafızamızı yaralayan sembollere saygı göstermemiz bekleniyor.
Bir halkın hafızasını yaralayan tarihsel figürler ve anlatılar neden eleştiriden muaf olsun?
Neden başkalarının tarih anlatıları kutsal kabul edilirken bizim hafızamız sürekli savunma yapmak zorunda bırakılsın?
Biz unutmak istemiyoruz.
Biz susmak istemiyoruz.
Biz küçülmek istemiyoruz.
Biz yalnızca geçmişimizi anmak için burada değiliz.
Biz geçmişimizden doğan hakikati savunmak için buradayız.
Çünkü Pontos bir folklor değildir.
Pontos bir müzik arşivi değildir.
Pontos yılda bir kez düzenlenen bir anma töreni değildir.
Pontos, bir halkın hafızasıdır.
Pontos, bir halkın onurudur.
Pontos, henüz kapanmamış bir hesabın adıdır.
Bu nedenle çağrımız yas tutmaya değil, ayağa kalkmayadır.
Çağrımız sessizliğe değil, söze sahip çıkmayadır.
Çağrımız küçülmeye değil, kendimiz olmaya davettir.
Kim olduğumuzu hatırlayalım.
Ne kaybettiğimizi hatırlayalım.
Ve en önemlisi, neyi kaybetmeye razı olmadığımızı hatırlayalım.
Yüzünüzü korkuya değil, Pontos’a çevirin.
Yüzünüzü inkârın çizdiği sınırlara değil, hakikate çevirin.
Yüzünüzü yorgunluğa değil, hafızaya çevirin.
Yüzünüzü Pontos’a çevirin.
Bize bazen geçmişi unutmamız söyleniyor.
Peki nasıl unutalım?
Ölülerimize saygı gösterilmediği hâlde nasıl unutalım?
Yasımız tanınmadığı hâlde nasıl unutalım?
Çünkü inkâr yalnızca yaşananları reddetmek değildir.
İnkâr, çoğu zaman kurbanı sanığa dönüştürmektir.
İnkâr, sürgün edilenlerin neden sürgün edildiğini sorgulamak yerine sürgünü hak etmiş olduklarını ima etmektir.
İnkâr, öldürülenlerin neden öldürüldüğünü sormak yerine onların zaten suçlu olduklarını varsaymaktır.
İnkâr, ölülere bile masumiyet hakkı tanımamaktır.
İnkara karşı yüzünüzü Pontos’a çevirin…

