Tolga Güney (Polen Ekoloji)

Giresun’a her gittiğimde bir geçen seneye göre daha fazla betonla karşılaşıyor, şehir merkezinin belli noktalarda adeta köylerle birleşmesine tanık oluyorum. Fındık bahçelerinin içinde yükselen binalar, siteler, buraya açılan yollar her seferinde beni daha da etkiliyor, bir kentin nasıl yok edildiğini görüyorum. Şehir merkezinin betona gömülen yapısından uzaklaşmak için köye giderken Duroğlu beldesine yaklaşırken bir taş ocağı, Duroğlu’ndan çıkıp Pınarçukuru köyü yoluna girdiğinde bir taş ocağının daha orman ve fındık bahçelerini kazımasına denk geliyorum. Bir de 2020’de Giresun’da yaşanan sel sonrasında gittiğim Espiye’nin Soğukpınar beldesinde bir köylü, Kızılkaya bölgesinde işletilen sürekli genişletilmesi gündeme gelen bakır madeninin selden daha tehlikeli olduğunu söylediğine tanıklık ettim.

Küresel iklim krizinin etkilerinin her geçen gün yoğunlaştığı, sıcaklıkların her gün “tarihi rekorlar” kırdığı, su kaynaklarının tükendiği, kuraklığın dünya genelinde risk oluşturduğu, orman yangını, seller ve kasırgaların dünyayı yok oluşa sürüklediği bir dönemden geçerek, distopik bir geleceğe ilerliyoruz. Bu karanlığın görünmesine rağmen dünyanın bir ucunda Amazon Ormanları diğer ucunda Karpat Ormanları “kereste” ihtiyacı için, Türkiye ormanları ise madenler için yok ediliyor. Karbon emisyonuna karşı önemli yutak alanı olan ormanların yok oluşu da iklim krizini derinleştirirken, kapitalizmin para için doğayı katletme, katledilen doğanın insanlığa ölüm olarak dönme paradoksu durmadan devam ediyor.  

Türkiye özellikle son 20 yılda yerin altını üstüne getiren, hem yerüstü hem altındaki ekosistemi yok eden bir madencilik furyası ile karşı karşıya. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) peynir ekmek gibi maden arama ve işletme ruhsatı dağıtır durumda. Bu furyanın gözle görülür olarak en çok yoğunlaştığı yer ise Gümüşhane ve Giresun olarak göze çarpıyor. Yine MAPEG verilerine göre Gümüşhane yüz ölçümünün yüzde 93’ü, Giresun’un ise yüzde 85’i IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış durumda. Gümüşhane ormanlarının yüzde 97’si, Giresun ormanlarının yüzde 90’ı madenlere ruhsatlıyken, bu oran tarım alanlarında Gümüşhane’de yüzde 77, Giresun’da yüzde 85. Yine her iki kentte de sulak alan ve su kaynaklarının yüzde 90’dan fazlası maden sahası ilan edildi.

BÖLGEDE MADENCİLİK TARİHİ

Bu bölge madenciliğe yabancı olmayan bölgeler. Gümüşhane’de madencilik İlk Tunç Çağına kadar dayanırken, Hititler, Persler, Romalılar, Doğu Roma İmparatorluğu, Trabzon Rum İmparatorluğu, Osmanlı dönemlerinde de bölge bir maden kentiydi. Derin bir madencilik tarihine sahip olan kentte, bilinen 100’ün üzeride tarihi maden bulunuyor. İlk madenciliğin ne zaman yapıldığına yönelik net bir tarih belirli olmasa da madencilik, Milattan Önce (MÖ) 18. yüzyıla kadar dayanıyor (Üçücüoğlu vd., 2009). Yine çeşitli kaynaklara göre 17. yüzyılda sadece Gümüşhane madenlerinden sağlanan gelir tüm Osmanlı İmparatorluğu bütçesinin yaklaşık yüzde 5’ini karşılıyordu (Ekinci, 2013).

Bölgede özellikle Santa gibi Rum köylerinde yapılan madencilik, daha sonraları yapılamamaz duruma geldi. Bölgenin madenlerde kullanılmak için yeterli odun ve kömürden yoksun olmasının yanı sıra, madenlerde çalışan Rumların da zorunlu göçe tabi tutulması nitelikli işgücünü azalttı. Yine Osmanlının atadığı maden eminlerinin maaşları dışına çıkarak madenlerden büyük oranda pay alması için madencilere yaptığı baskı, idam, sürgün ve hapis cezalarından bunalan halk madenlerde çalışmayı bırakarak bölgeden göç etmişlerdir. Maden çıkarılan bölgelerde bilindiği gibi orta boy tomruklara ihtiyaç olması, yakınlarda kesilen ormanların tükenmesi nedeniyle uzaklardaki ağaçların nakliyesi ve iş gücü giderleri madenciliği olumsuz yönde etkilemiştir. Yine ocakların havalandırmasının yetersiz olması, ocakların su ile dol¬ması ve çıkarılan maden cevherinin zenginleştirilmesi için yeterli miktarda odun ve kömürün Gümüşhane’de bulunamaması nedeniyle daha uzaklardan nakledilmesi ve benzeri nedenler maden çıkarma maliyetinin artmasına yol açmıştı (Saylan, 2014). Yine bölgede yaşayan Rum nüfusun hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti döneminde zorunlu göçe tabi tutulması ve Santa gibi madenci köylerinin boşalması da kentte madenciliği etkileyen bir diğer unsur.

Giresun’da ise 1969 yılında Etibank tarafından yapılan sondaj çalışmaları sırasında Espiye ilçesinde eski devirlere ait maden ocakları saptandı. Bazı araştırıcılara göre, bu bölgede M.Ö. 2000 yıllarından beri madencilik yapıldığı belirtiliyor (Kovenko, 1939). Ancak bölgede sadece 19. yüzyılın sonlarına doğru yabancı şirketlerin bakır işletmesi yaptıkları biliniyor. Bunlar ihalesi 11 Ocak 1880’de yapılan Piraziz’deki manganez ocağı, ihalesi 11 Mayıs 1888’de yapılan Görele’deki bakır ocağı ve ihalesi 19 Nisan 1888’de yapılan Keşap’taki kurşun ocakları olurken, o tarihlerde Tirebolu ve Görele’de de bakır ve kurşun ocakları işletiliyor. (Kaptan)

MADEN FELAKETİ

Binlerce yıldır madencilik faaliyeti yapılan iki kent verilen son ruhsatlarla tarım arazileri, su kaynakları ve ormanlarının neredeyse tamamı maden sahası ilan edilerek koskoca bir maden sahasına dönüştürülmek isteniyor. İçerisinde coğrafi işaret alan Giresun Tombul Fındığının da bulunduğu halkın tüm geçim kaynakları ve yerleşim yerleri maden sahası olacakken, bölgede yaşayan halkın ise buradan gitmesi istenecek. Zaten on yıllardır bölgede aktif olarak faaliyet yapan onlarca maden, bölgenin geçim kaynaklarını bitirmesi ve ekolojik dengesini bozmasından kaynaklı bölge halkının başka illere yoğun bir göçü yaşandı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Gümüşhane’de 1985 yılında 283 bin 753 olan nüfusu, 2023 yılında 148 bin 539 olmuştur. Giresun ise 1985 yılında 502 bin 151 olan nüfusu 2023 yılında 461 bin 712’dir. Kentlerin gelişmemiş sanayi, iş imkanlarının az olması, toprakların bölünmesi gibi etkenler göçe neden olmuşken, yeni açılması planlanan onlarca madenin tarım arazileri, fındık bahçeleri, meralar ve ormanlar üzerine kurulacak olması da burada yaşayan insanlara “Topraklarınızdan gidin” demek anlamını taşıyor. Madencilik kısa süre için önemli bir istihdam alanı olarak görülse de madenciliğin bir kapasitesinin ve ömrünün olduğunu düşünürsek, uzun vadede kalıcı bir iş imkanı sağlamıyor. Bunun yanı sıra özellikle açık madencilik yapılan ocaklar toprak dokusu ile birlikte ekosistemi yok ettiği için bu alanlarda bir daha tarım yapılması ne de ormanlaşması mümkün değilken bu durum Gümüşhane İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine de yansıyor. Müdürlük yıllık olarak hazırladığı “Çevre Raporu”nun hiçbirinde kentte madencilikten dolayı bozulan arazilerin rehabilite edilip edilmediğine dair bir bilgi sunmuyor.

ARTIK SİYANÜR VAR

Yüzlerce yıldır madenciliğin yapıldığı bölgede eskiden kullanılmayan siyanür kullanımı ile daha tehlikeli bir boyut oldu. Mevcut madenlerin bölgeye verdiği zararlar ise artık gözle görülür bir hal alırken, Giresun Şebinkarahisar Kurşun atık havuzunun 2021 yılı Kasım ayında çökmesi ile 4500 ton atık ve atık suyunun Darabul Deresine karışması tehlikenin en somut örneği oldu. Benzer bir olay 2018 yılında aynı madende meydana gelirken, atık havuzunda yaşanan çökme sonucu 8 milyon balık öldü. Yine Alagöz Maden şirketinin Giresun’un Tirebolu, Görele ve Doğankent ilçe sınırları içindeki maden ocağı da sık sık doğaya verdiği zararlar bölge halkı tarafından gözler önüne seriliyor. Harşit Vadisi üzerindeki derelerin çamur şeklinde aktığı, bazı kısımlarda da suyun siyah renkte aktığını gösteren fotoğraflar yayınlandı, Harşit Çevre Platformu ise şirketin doğaya zarar verdiğini, dereleri ve su kaynaklarını kirlettiğini, kirliğin Harşit çayına karışarak balık ölümlerine neden olduğunu ortaya koydu.

Gümüşhane’de de il merkezine yaklaşık 45 km uzaklıkta olan Karamustafa köyünde işletilen altın madeninin atık su borularının patlaması üzerine Midi Deresi’ne siyanür karıştı. Olayı araştırmak için bölgeye giden CHP heyetinin hazırladığı raporda, bölgede 192 köylünün zehirlendiği, hayvanların öldüğü ve tarımın zarar gördüğü ortaya koyuldu. Raporda 1400 metre yükseklikte bulunan maden işletmesinin ve siyanür havuzunun hemen altından geçen derenin Dibekli Köyü içinden geçtiği bilgisi verilirken, valilik tarafından yapılan ilk analizde, suda siyanür oranının limitlerin üzerinde olduğuna tespit edildi.

MERA VE YAYLALARA MADEN

Gümüşhane İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 2022 verilerine göre kentteki toplam tarım arazisi 149 bin hektarken bunun 100 bin 955 hektarında tarla bitkileri ekimi yapılıyor. Kentteki yem bitkisi üretimi için ekili alanların yüzde 21,33’ü kullanılıyor. Verilere göre Türkiye genelinde meyve üretimi yapılan alanlar tarım alanlarının %15,33’ünü oluştururken Gümüşhane’de ise bu oran %1,13. Türkiye genelinde tarım alanlarının %3,22’sinde sebze üretimi yapılırken, Gümüşhane’de sebze tarımı yapılan alan %0,41. Genel olarak dağlık bir araziye ve 657.500 hektarlık alana sahip olan kentin %59,6’sını dağlar, %29,4’ünü platolar ve %11’ini de ovalar oluştururken, mera alanı ise 173.493 hektar. Bu kadar az olan mera alanlarına ise maden açılmak isteniyor. 1 Haziran 2023-1 Haziran 2024 arasında 1 yıllık zaman diliminde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 11 maden için “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Ve bunların ÇED dosyalarına bakıldığında maden açılacak alanların Çevre Düzeni Planı’na göre tarım arazisi, orman ve çayır-mera alanları içerisinde yer aldığı görünüyor. Bu kararın verildiği Kürtün ilçesi Beytarla köyü’nde Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından 20,13 hektarlık alanda açılmak istenen maden ise Taşlık Yaylasına 115, Lorukkayası Yaylasına 640 ve Ayıbeli Yaylasına 648 metre mesafede bulunurken, yine yakın çevresinde, Eyüpler, Taşlıdere, Hanzar, Topaloğlu ve Tozluyurt yaylaları da bulunuyor.

Aynı durum Giresun içinde geçerliyken bu tarihler arasında Giresun’da da 8 maden için “ÇED gerekli değil” kararı alındı. Bu alanların büyük kısmı, Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’na göre “Orman Alanı” vasfında yer alırken yine bazı projelerde “Bölgeye özel ürün alanı (bağcılık, çay, fındık vb)” ve “Çayır-mera” vasfında arazilerde var. İki kentteki toplam 19 projenin de ya içinden ya da 30-40 metre gibi uzağından da akar dereler geçiyor.

MADENLERDE SU TÜKETİMİ

Madenciliğin çevreye en çok zarar verilen aşaması ise çıkarılan cevherin ya açık havada kimyasal işlemlerle (siyanürle, sülfürik asitle ve başka kimyasallarla) yıkanması olan yığın liçi işlemi oluyor. İlk aşamada çevreye yüksek miktarlarda toz, katı atık, gaz, ağır metal ve kirli sıvılar yayılır ve çok büyük miktarlarda su tüketilirken; ikincisinde de başta kükürtlü olmak üzere zehirli gazlar yayılır. Giresun Espiye’de sülfürlü madenlerin asidik maden drenajı oluşturma potansiyellerinin ve çevresel etkilerinin incelendiği bir araştırmada; madenler kapatılmış olmasına karşın, maden atıklarının etkisi altında olan tüm bölgelerde asit maden drenajı oluşmuştur. Bu bölgelerdeki su örnekleri genel olarak yüksek asit – yüksek /çok yoğun metal ve asit-yüksek metal özelliklerine sahiptir. Maden etkisi altındaki kirletilmiş su örneklerinde Fe, Al, Cu, Pb ve Zn en önemli kirleticilerdir. Bu kirlenmiş su örnekleri Al, As, Ba, Cd, Co, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb, Zn, SO4, NO3, ve NO2 açısından “Son Derece Yüksek Risk (SDYR)” sınıfına girmektedir (Sağlam 2015). Yine Giresun Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde Akademisyen olan Prof. Dr. Ahmet Apaydın “Giresun’da İklim Analizi ve İklim Değişimine İlişkin Bazı Göstergeler” konulu konferansta özellikle Kelkit Havzası’nda kuraklığın artması ve su kaynaklarının azalması endişe verici boyutlara ulaştı.

MÜCADELEDEN BAŞKA YOL YOK

Tarihin ilk zamanlarından beri madenciliğin yapıldığı iki kente, yaşanan bu kadar felakete rağmen, yeni yeni madenler açılmak isteniyor. Polen Ekoloji Kolektifi’nin Haziran ayında çıkardığı “Altın madenleri kapatılsın. Siyanürlü ölüme son” raporuna göre 1 Ocak 2020-1 Mayıs 2024 tarihleri arasında Gümüşhane’de 23, Giresun’da 11 altın madeni için ÇED süreci başlatıldı. Giresun’da ÇED süreci devam eden madenlerin büyük bölümü ormanlık alanlarda bulunurken, yine fındık bahçeleri ve meraların da olduğu alanlar ile Gümüşhane’de de orman ve meralara yeni ocaklar açılacak.

Özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından toplumsal muhalefetin düşük olduğu bu iki kentte Hidroelektrik Santraller, Karadeniz Sahil Yolu ve “Yeşil Yol” ile yaratılan eko-kırım, mevcut madenlere eklenecek olan onlarca maden ile birlikte büyüyecek. Peki büyüyen eko-kırıma karşı mücadele ne olacak? Son yıllarda iki kentte de madenlere karşı sık sık yerel eylemler yapılıyor. Köylüler yolları kapatıyor, ÇED toplantılarını yaptırmıyor, itirazı yükseltiyor. Fakat yetersiz kalan bu tepkiler iki kent halkının bir araya gelerek vereceği büyük bir mücadeleye dönüşemedi.

KAYNAKLAR

Ekinci, İ., 2014. Milas (Mesudiye) Bakır Madeni. Turkish Studies, 8, 243-259

Saylan, K., 2014. Gümüşhane idari, sosyal ve ekonomik tarih, Gümüşhane Üniversitesi Yayınları

Üçüncüoğlu, A.G., Kahveci A.C., Güğercin, M., 2009. Gyminas Şehri Thekesh Tepesi. Topkar,

Trabzon.

Kovenko, V. (1943): Bakırlı pirit madenleri bölgesi. Giresun vilâyetinde Espiye ve Görele dolaylarındaki

Karaerik, Ağlık, israil, ilh. madenleri. M.T.A. Mecm., no. 2/30, Ankara.

Kaptan, Espiye-Bulancak Yöresindeki Eski Maden Ocaklarına Ait Buluntular

Sağlam, E.S. (2015). Espiye (Giresun) Sülfürlü Madenlerinin Asidik Maden Drenaj Oluşturma Potansiyellerinin ve Çevresel Etkilerinin Mineralojik, Jeokimyasal ve Jeomikrobiyolojik Yöntemlerle Belirlenmesi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Jeoloji Mühendisliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Trabzon.

https://chp.org.tr/yayin/gumushane-raporu-siyanur-kaynakli-olum/Open

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir