Tamer Cilingir
Bir Grek Âliminin Büyük Tercihi, Floransa Birliği ve Avrupa’ya Taşıdığı Miras
1403 yılında Trabzon’da doğan bir çocuk, yarım yüzyıl sonra Roma’nın en güçlü kardinallerinden biri olacak, iki kez papalık makamının eşiğine kadar gelecek, Grek ve Latin bilginlerini aynı çatı altında toplayacak ve Platon’un Avrupa’daki yeniden keşfinde önemli bir rol oynayacaktı.
Adı Βησσαρίων — Bessarion’du.
Trabzon Metropoliti Hrisanthos, 1933 tarihli Ἡ Ἐκκλησία Τραπεζοῦντος adlı eserinde hemşehrisini sıradan bir din adamı olarak tanıtmaz. Daha ilk cümlede onu 15. yüzyılın en bilge hiyerarşilerinden biri ve Batı’daki Rönesans’ın kurucu isimlerinden sayar.
Fakat Bessarion’un hikâyesi yalnız Trabzon’dan Rönesans’a uzanan parlak bir yükseliş değildir.
Aynı zamanda büyük bir değişimin, büyük bir siyasî hesabın ve belki de büyük bir tarihsel trajedinin hikâyesidir.
Çünkü Floransa Konsili’ne bir Grek metropoliti olarak gelen Bessarion, birkaç yıl sonra Roma kardinali olacak; daha sonra Hrisanthos’un kendi ifadesiyle “Latinizme geçişini” Grek ruhbanına açıklamak zorunda kalacaktır.
Peki ne olmuştu?
Bessarion din mi değiştirmişti?
Kendi halkına sırtını mı dönmüştü?
Yoksa çökmekte olan Doğu Roma dünyasını kurtarmak için Roma ile birliği tek gerçekçi yol olarak mı görmüştü?
Ve hepsinden önemlisi: Roma’ya geçtiğinde Trabzonlu ve Grek kimliğini de geride bırakmış mıydı?
Hrisanthos’un sayfaları bu sorulara basit cevaplar vermiyor. Tam tersine, Bessarion’un hikâyesini daha da karmaşık ve ilginç hale getiriyor.
Trabzon’da başlayan yol
Hrisanthos Bessarion’un doğumunu 2 Ocak 1403’e tarihler. Ailesi mütevazı koşullardadır. Annesinin adını Θεοδούλη — Theodoule olarak verir ve Bessarion’un kendi anlatısına dayanarak ailesinin ondan başka çok sayıda çocuğunu küçük yaşta kaybettiğini aktarır.
Çocuğun eğitimi Trabzon Metropoliti Δοσίθεος — Dositheos’a emanet edilir.
Dositheos onun yeteneğini fark eder ve yaklaşık 1415–1416’da Konstantinopolis’e götürür. Böylece Bessarion’un hayatındaki ilk büyük güzergâh ortaya çıkar:
Trabzon → Trabzon Metropolitliği → Konstantinopolis.
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Bessarion’un daha sonra Avrupa Rönesansı içindeki rolünü yalnız bireysel “deha” ile açıklamak yetersizdir. Onu Konstantinopolis’in yüksek eğitim dünyasına taşıyan ilk kurum, doğduğu kentin kilise ve eğitim çevresidir.
Konstantinopolis’te retorik, edebiyat, felsefe ve teoloji eğitimi alan Bessarion, 30 Ocak 1423’te manastır hayatına girer ve aynı yıl Βησσαρίων adını alır. Hrisanthos bu kronolojiyi, Bessarion’un kendi el yazısı notlarına dayandırır.
Daha sonra yolu Mistra’ya düşer.
Burada çağın en sıra dışı Grek filozoflarından Γεώργιος Γεμιστός Πλήθων — Georgios Gemistos Plethon’un öğrencisi olur.
Plethon’dan yalnız matematik ve felsefe öğrenmez. Hrisanthos’a göre Bessarion burada Platon’a karşı yaşamı boyunca sürecek derin bir hayranlık geliştirir.
Bu hayranlık yıllar sonra Avrupa düşünce tarihine dokunacaktır.
Trabzon’dan ayrıldı; ama Trabzon onun hayatından çıkmadı
Bessarion’un biyografisi çoğu kez “Trabzon’da doğdu, Konstantinopolis’e gitti, sonra İtalya’ya geçti” şeklinde düz bir çizgi halinde anlatılır.
Hrisanthos’un verdiği bilgiler bu resmi bozuyor.
Bessarion daha genç yaşta yeniden Trabzon’a döner. İmparator VIII. Ioannes Palaiologos, onu Konstantinopolis ile Trabzon İmparatorluğu arasındaki diplomatik görüşmelerde görevlendirir. Amaç, Osmanlı/Türk ilerleyişinin yarattığı baskı karşısında iki Grek hanedanı arasındaki ilişkileri güçlendirmektir.
Daha da önemlisi, Bessarion’un Trabzon üzerine doğrudan eserleri vardır.
Kendi yazılarını topladığı ve bugün Codex Marcianus graecus 533 olarak bilinen kodekste:
- Trabzon İmparatoru IV. Alexios Megas Komnenos’a hitabesi,
- Trabzon hükümdar ailesinin üyeleri için ağıtları,
- Trabzon Metropoliti Dositheos çevresine ilişkin bir konuşması
ve çok daha önemlisi:
Ἐγκώμιον εἰς Τραπεζοῦντα — Trabzon’a Övgü
yer almaktadır.
Hrisanthos bu eserin Trabzon’da resmî bir törende, muhtemelen Bessarion’un diplomatik ziyaretlerinden biri sırasında söylendiğini düşünür. Üstelik eserin yalnız retorik bir şehir övgüsü olmadığını; Trabzon’un tarihi, topografyası ve coğrafyası hakkında ciddi bilgiler içerdiğini özellikle vurgular.
Bu metin bugün Pontos tarihi açısından ayrıca ele alınmayı hak eden bir birincil kaynaktır.
Bessarion’un Roma’ya kadar uzanan hayatını anlamak için bir başka ayrıntı ise çok daha çarpıcıdır.
Hrisanthos’un aktardığı Cod. gr. 533’ün otograf önsözünde Bessarion kendisini şöyle tanımlar:
Βησσαρίωνι, τὸ γένος ἐκ Τραπεζοῦντος, ἐν Κωνσταντινουπόλει τραφέντι καὶ παιδευθέντι.
Yani yaklaşık olarak:
“Kökeni Trabzon’dan olan, Konstantinopolis’te yetişmiş ve eğitim görmüş Bessarion.”
Bu cümle önemlidir.
Çünkü daha sonra Roma kardinali olan Bessarion’un kendi geçmişini silmediğini gösterir.
Floransa’ya bir Grek metropoliti olarak geldi
1437’de Bessarion Nikaia Metropoliti yapılır.
Ardından Ferrara–Floransa Konsili’ne katılır.
Konsilin amacı yüzyıllardır birbirinden uzaklaşmış Doğu ve Batı kiliselerini yeniden birleştirmektir. Ama arka planda yalnız teoloji yoktur.
Konstantinopolis giderek daralan bir dünya içinde yaşamaktadır. Osmanlı gücü büyümekte, Doğu Roma’nın askerî ve siyasî seçenekleri azalmaktadır.
Böyle bir ortamda Roma ile birlik, bazı Grek yöneticiler için Batı’dan askerî yardım alabilmenin de yolu olarak görülür.
Bessarion konsile baştan itibaren bir “Latin yanlısı” olarak gelmez.
Hrisanthos’un anlatısında konsilin ilk safhalarında Efes Metropoliti Markos Eugenikos ile birlikte Grek tarafının başlıca sözcülerinden biridir. Latin teologlara karşı Grek Kilisesi’nin görüşlerini savunur.
Sonra bir şey değişir.
Bessarion Latin öğretisinin Grek Kilisesi’ni bütünüyle imkânsız bir uzlaşmaya zorlamadığına ikna olmaya başlar. Kendi daha sonraki savunmasında, Latinlerin öğretisinde gerçek bir iman sapması görmüş olsaydı birliği desteklemeyeceğini söyleyecektir.
Fakat siyasî gerçeklik de ortadadır.
Doğu Roma’nın yardıma ihtiyacı vardır.
Bessarion’un değişimini yalnız “teolojik ikna” veya yalnız “siyasî çıkar” ile açıklamak bu nedenle eksik kalır. İki unsur birbirinin içine geçmiş görünmektedir.
Birliğin Grek sesi
1439 yazına gelindiğinde Bessarion artık yalnız görüşmelerde bulunan bir metropolit değildir.
Hrisanthos’a göre Floransa’daki Birlik Belgesi’nin Grek tarafındaki başlıca hazırlayıcılarından biridir. Latin tarafında Ambrogio Traversari’nin çalıştığı formül üzerinde Grek tarafında Bessarion belirleyici rol oynar.
Belge 5 Temmuz 1439’da imzalanır.
6 Temmuz’da Floransa Katedrali’nde halka okunur.
Latince metni Kardinal Giuliano Cesarini, Yunanca metni ise Bessarion okur.
O gün Bessarion, kelimenin gerçek anlamıyla birliğin Grek sesi haline gelmiştir.
Fakat Grek heyetinin tamamı aynı fikirde değildir.
Markos Eugenikos belgeyi imzalamaz.
Plethon ve başka Grek çevreleri Latinlerle birleşme projesine uzun süredir kuşkuyla yaklaşmaktadır. Hrisanthos bu kuşkuların yalnız dogmatik olmadığını, 1204’teki Latin işgali ve Batı’ya ilişkin tarihsel güvensizlikle beslendiğini açık biçimde anlatır.
Dolayısıyla Bessarion’un tercihi, bugünkü anlamıyla basit bir “mezhep tercihi” değildir.
- yüzyıl Grek dünyasında kilise aidiyeti aynı zamanda tarih, siyaset, toplum ve kolektif hafızayla iç içedir.
Din mi değiştirdi?
Bugün bir insan rahatlıkla:
“Ben Greğim ama Katoliğim.”
diyebilir.
Burada etnik-kültürel kimlik ile kilise aidiyeti arasında zorunlu bir çelişki yoktur.
Fakat Bessarion’un yaşadığı dünyada bu ayrım çok daha ağır sonuçlara sahiptir.
Bessarion Hristiyanlıktan başka bir dine geçmedi. Bu nedenle modern ve teknik anlamda “din değiştirdi” demek dikkat gerektirir.
Ama yaşadığı değişimi küçültmek de doğru değildir.
Hrisanthos’un basılı s.289’daki ifadesi özellikle önemlidir.
Bessarion’un 27 Mayıs 1463’te Grek ruhbanına ve halka yazdığı genel mektubu anlatırken, mektubun amacının Bessarion’un:
“μετάστασιν αὐτοῦ εἰς τὸν Λατινισμόν”
yani:
“Latinizme geçişini”
gerekçelendirmek olduğunu söyler.
Bu, bizim tartışmamız açısından son derece açıklayıcıdır.
Hrisanthos bile burada yalnız “kiliselerin birliğini savundu” demekle yetinmez. Bir geçişten söz eder.
Dolayısıyla Bessarion’un yaşadığı şey için belki en doğru ifade şudur:
Aynı Hristiyanlık içinde, Doğu-Ortodoks kilise aidiyetinden Roma-Latin kilise dünyasına derin bir teolojik ve kurumsal geçiş.
Bu geçişin çağdaşlarının gözünde “saf değiştirme”, hatta “ihanet” olarak algılanması şaşırtıcı değildir.
İhanet suçlaması
Bessarion Floransa’dan Konstantinopolis’e döndüğünde birlik beklediği karşılığı bulmaz.
Ruhbanın ve halkın önemli bölümü Floransa kararlarına karşı çıkar.
Birlik karşıtlarının en güçlü isimlerinden Gennadios Scholarios, Bessarion’un niyetini bile sorgular. Hrisanthos onun Bessarion’u Latinlerden şeref ve makam beklemekle suçladığını aktarır.
Bu suçlama tarihçinin hükmü değildir.
Scholarios Bessarion’un siyasî-teolojik rakibidir.
Fakat suçlamanın kendisi bize dönemin algısını gösterir.
Bessarion’un hayatındaki sıra dışı gelişmeler de bu kuşkuyu beslemiş olmalıdır:
Birliği savunur.
Konstantinopolis’te ağır tepki görür.
İtalya’ya geçer.
Roma’da kardinal olur.
Papalığın en yüksek çevresine girer.
Dışarıdan bakıldığında bu zincir kolayca “taraf değiştirme” olarak okunabilir.
Hrisanthos ise ilginç biçimde bu suçlamayı kendi hükmüne dönüştürmez.
Bessarion’a yönelik eleştirileri aktarır; fakat onu büyük bir âlim ve güçlü bir tarihsel kişilik olarak anlatmayı sürdürür.
Hrisanthos’un asıl eleştirisi Bessarion’a mı, Floransa siyasetine mi?
Hrisanthos’un Bessarion portresindeki en dikkat çekici özellik burada ortaya çıkıyor.
Bessarion’a büyük saygı duyuyor.
Ama Floransa Birliği’nin siyasî sonuçlarına aynı ölçüde olumlu bakmıyor.
Hrisanthos’a göre birlik:
- Grek dünyasındaki Latin yanlısı ve karşıtı bölünmeyi derinleştirdi;
- beklenen Batı askerî yardımını sağlayamadı;
- Osmanlı tehdidi karşısındaki iç dayanışmayı zayıflattı.
Bu değerlendirme Bessarion’un kendi sözü değildir; Hrisanthos’un 1933’te verdiği tarihsel hükümdür.
Ve sanki şu sonuca yaklaşır:
Bessarion büyük bir adamdı ve kendi çözümüne samimiyetle inanmış olabilir; fakat onun siyasî hesabını tarih doğrulamadı.
Konstantinopolis 1453’te düştü.
Floransa Birliği Doğu dünyasında kalıcı bir birlik yaratmadı.
Bessarion’un Batı’dan beklediği büyük kurtuluş gerçekleşmedi.
Bu açıdan onun hikâyesinde gerçek bir trajedi vardır.
Roma Kardinali, Grek keşiş
Ama Bessarion Roma’ya geçtiğinde Grek geçmişini bir kenara bırakmaz.
Hrisanthos onun kardinal giysisini taşımasına rağmen Grek keşiş görünüşünü ve özellikle uzun sakalını koruduğunu anlatır.
Bu ayrıntı küçük görünür ama semboliktir.
1455’te Papa Nikolaos V’nin ölümünden sonra Bessarion ciddi papalık adaylarından biridir. Hrisanthos’un aktardığı anlatıda ona karşı çıkanlardan biri, “bir Grek’in papa yapılmaması” gerektiğini ileri sürer ve Bessarion’un sakalını bile mesele eder.
Bessarion kendi lehine oy vermeyi reddeder ve Calixtus III seçilir.
1471’de papalık için adı yeniden öne çıkar. Hrisanthos bu kez de Grek kökeninin engeller arasında gösterildiğini yazar.
Demek ki Bessarion Roma’nın içine girmiştir, fakat Roma’da bile Grekliği görünmez olmamıştır.
1463’te ise daha da çarpıcı bir noktaya ulaşır: Latin Konstantinopolis Patriği unvanını alır.
Bir Trabzonlu Grek, artık Roma Kilisesi içinden Konstantinopolis patriklik iddiasını taşıyan kişidir.
Bu, onun değişiminin ne kadar derin olduğunu gösterir.
Bessarion’un evi: Greklerle Latinlerin buluştuğu yer
Bessarion’un Rönesans tarihindeki asıl önemi yalnız kardinal oluşundan kaynaklanmaz.
Roma’daki evi, Hrisanthos’un anlatısında adeta bir uluslararası akademiye dönüşür.
Burada Grek ve Latin âlimler birlikte tartışır.
Grekler arasında:
Theodoros Gazes, Georgios Trapezountios, Demetrios Chalkokondyles, Ioannes Laskaris, Michael Apostolios, Andronikos Kallistos gibi isimler vardır.
Latin çevresinde:
Poggio, Lorenzo Valla, Enea Silvio Piccolomini, Platina, Jacobus Ammannati ve başkaları görülür.
Bessarion’un Roma dışındaki yazışma ağı da geniştir:
Francesco Filelfo, Marsilio Ficino, Guillaume Fichet gibi hümanistlerle ilişki kurar.
Bu çevre “Bessarion Akademisi” adıyla anılır.
Burada önemli olan yalnız Grek kitaplarının Batı’ya taşınması değildir.
İnsanlar da taşınmaktadır.
Diller, tartışmalar, öğretmenler, öğrenciler ve fikirler birbirine karışmaktadır.
Rönesans açısından Bessarion’un rolünü yalnız “elyazması koleksiyoncusu” diye anlatmak bu nedenle eksiktir.
O aynı zamanda bir ağ kurucusudur.
Platon’u savunurken Aristoteles’i reddetmedi
Bessarion’un en önemli felsefî eseri:
Ἐλέγχων τῶν κατὰ Πλάτωνος βλασφημιῶν
In calumniatorem Platonis
yaklaşık 1456–1458 arasında yazılır.
Eserin doğrudan hedefi başka bir Pontoslu/Grek âlimdir:
Γεώργιος Τραπεζούντιος — Georgios Trapezountios.
Georgios, 1455 tarihli Comparationes philosophorum Aristotelis et Platonis adlı eserinde Platon’a çok ağır eleştiriler yöneltmiştir.
Bessarion cevap verir.
Ama burada ilginç bir nüans vardır.
Hrisanthos’un özellikle belirttiği gibi Bessarion, Platon’u savunurken Aristoteles’i değersizleştirmez. Zaten kendisi Aristoteles’in Metafizik’ini Latinceye çevirmiş, Aristoteles felsefesi üzerine çalışmış ve teolojik yazılarında Aristotelesçi kavramlardan yararlanmıştır.
Bessarion’un asıl iddiası, Platon’un düşüncesinin Hristiyan teolojisinin kimi hakikatlerini anlamak ve ifade etmek için son derece elverişli olduğudur.
Bu nedenle onu yalnız “Platoncu” etiketiyle kapatmak da yetmez.
Bessarion, iki büyük antik felsefe geleneğini karşılaştıran ve bunları Hristiyan düşüncesinin sorunlarıyla birlikte okuyan bir geçiş düşünürüdür.
Hrisanthos, In calumniatorem Platonis’i Bessarion’un Roma’daki entelektüel çevresinin en parlak ürünü olarak görür.
Marsilio Ficino ve başka hümanistlerin eseri büyük hayranlıkla karşılaması da bu etkinin göstergelerindendir.
Rönesans yalnız Floransa’da mı doğdu?
“Rönesans’ın babası Bessarion’dur” demek tarihsel olarak aşırı olur.
Rönesans, tek bir kişiye, tek bir şehre veya tek bir olaya indirgenemeyecek kadar uzun ve karmaşık bir süreçtir.
Ama Bessarion örneği başka bir şeyi açıkça gösterir:
Avrupa Rönesansı’nın entelektüel damarlarından biri Doğu Akdeniz’den, Konstantinopolis’ten ve Karadeniz’in doğu kıyısındaki Trabzon’dan geçmektedir.
Bessarion bu akışın tek aktörü değildir.
Fakat en görünür köprülerinden biridir.
Hrisanthos’un daha 1933’te onu Batı Rönesansı’nın önemli kurucu isimlerinden biri olarak görmesinin nedeni budur.
Modern Bessarion araştırmalarının önemli isimlerinden Lotte Labowsky de onun Trabzon’daki başlangıcını, Konstantinopolis eğitimini, Plethon çevresini ve İtalya’daki entelektüel faaliyetlerini bu büyük Doğu-Batı aktarımı içinde ele alır.
Bir siyasî yenilgi, bir kültürel zafer
Bessarion’un büyük siyasî projesi başarılı olmadı.
Floransa’daki birlik kalıcı hale gelmedi.
Batı’dan beklenen güç Konstantinopolis’i kurtarmadı.
1453 geldi.
Doğu Roma başkenti düştü.
Ama Bessarion’un başka bir projesi yaşamaya devam etti:
Grek düşüncesini, Grek dilini ve Grek yazmalarını yeni bir coğrafyada yaşatmak.
İtalya’daki Basileiosçu manastırları destekledi.
Grekçe eğitimini teşvik etti.
Bilginleri himaye etti.
Grek ve Latin hümanistleri aynı çevrede buluşturdu.
Platon üzerine Avrupa’nın en etkili tartışmalarından birini yürüttü.
Ve 1468’de zengin elyazması koleksiyonunu Venedik Cumhuriyeti’ne bağışladı. İtalya devletinin kültür mirası kayıtları ve Biblioteca Marciana’nın kurumsal tarihi, bu bağışın gelecekteki Biblioteca Marciana’nın gerçek kuruluş itkisinin ve temel çekirdeğinin oluşmasında belirleyici olduğunu kaydeder.
Bessarion 1472’de Ravenna’da öldü.
Fakat taşıdığı kitaplar, öğrenciler, tartışmalar ve kurduğu ağ ondan çok daha uzun yaşadı.
Hain mi, köprü mü?
Bessarion’un çağdaşlarından bazıları açısından cevap kolaydı.
Roma ile birleşmeyi savunmuştu.
Floransa kararını imzalamıştı.
Roma kardinali olmuştu.
Latin Konstantinopolis Patriği olmuştu.
Bu nedenle “ihanet” suçlamasının tarihsel bir zemini vardı.
Ama beş yüz yıl sonra tarihçinin işi suçlamayı tekrarlamak değil, tercihin içindeki çelişkileri görebilmektir.
Bessarion’un Grek kimliğini terk ettiğini söylemek eldeki belgelerle bağdaşmıyor.
Kendi otograf kodeksinde “kökeni Trabzon’dan” olduğunu kaydediyor.
Trabzon üzerine bir övgü eseri yazıyor.
Trabzon hanedanı için konuşmalar ve ağıtlar kaleme alıyor.
Roma’da Grek dilinin, Grek manastırlarının ve Grek elyazmalarının en güçlü koruyucularından birine dönüşüyor.
Fakat aynı zamanda Roma Kilisesi’nin kardinali ve Latin Konstantinopolis Patriği oluyor.
Bütün bunları aynı insan yapıyor.
Belki Bessarion’un asıl tarihsel önemi de tam burada yatıyor.
O, “Doğu mu Batı mı?” sorusuna ikisinden birini bütünüyle terk ederek cevap vermedi.
Doğu’nun mirasını Batı’nın içine taşıyarak cevap vermeye çalıştı.
Siyasî hesabı Konstantinopolis’i kurtarmaya yetmedi.
Ama kültürel hesabının sonucu farklı oldu.
Bessarion’un siyasî projesi yenildi; kültürel projesi ise yüzyıllarca yaşadı.
Ve bu yüzden onun hikâyesi Roma’da değil, yalnız Floransa’da da değil, Trabzon’da başlamak zorundadır.
Kaynaklar ve notlar
Temel bibliyografya
- Hrisanthos, Metropolitan of Trebizond, Ἡ Ἐκκλησία Τραπεζοῦντος, 1933, özellikle s.268–296.
- Lotte Labowsky, “Bessarione”, Dizionario Biografico degli Italiani, c.9, 1967.
- Ludwig Mohler, Kardinal Bessarion als Theologe, Humanist und Staatsmann — Hrisanthos’un Bessarion bölümünde sık kullandığı temel modern çalışma.
- Biblioteca Nazionale Marciana / İtalya Kültür Varlıkları kayıtları — Bessarion koleksiyonunun 1468 Venedik bağışı ve Marciana’nın oluşumu.

