Tolga GÜNEY
TBMM Genel Kurulu’nda söz alan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mardin Milletvekili George Aslan’ın Ankara’da heykeli dikilen İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden Mehmet Talat (Paşa)’ya ilişkin sözleri sonrası yaşanan tartışmalar, devlet aklının geçmişle yüzleşmeyeceğinin göstergelerinden oldu. George Aslan’ın anıta tepki göstererek kurduğu “1915’de Osmanlı nüfusu 13 milyonken bu nüfusun yaklaşık üç milyonu Hristiyan halklar yani Ermeni, Rum ve Süryanilerden oluşuyordu. Bugün 2025 yılındayız aradan tam 110 yıl geçti. Türkiye’nin nüfusu 86 milyonken normal koşullarda Hristiyan halkların nüfusunun da milyonlara ulaşması gerekirken neden on binlerle ifade edilmektedir? Bu insanların başına ne geldi? Sorduğum bu soruya tabii hiçbir cevap gelmedi. Biz 1915’de Hristiyan halklara yönelik yaşanan soykırıma yönelik samimi bir yüzleşme beklerken aksine faillerin isimleri kamusal alanlara, sokaklara, parklara, okullara verilmekte ve anıtları dikilmektedir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş tarafından Altındağ ilçesinde Talat Paşa için bir anıt yapıldı. 1915’te öldürülen, sürgüne gönderilen ve malları gasp edilen on binlerce Ermeni için bir anıt dikilmesi gerekirken onların ölüm emrini veren biri için anıt verilmesini kabul etmiyoruz. Bir halk için bazı kişiler kahraman olabilir ama başka halklar için bu insanlar kahraman değil birer katildir” sözleri, tepkileri beraberinde getirdi.
Başta ırkçı Zafer Partisi’nin Başkanı Ümit Özdağ olmak üzere çeşitli ulusalcı çevrelerden Talat’ın “Kahraman” olduğuna yönelik söylemler yükselmeye başladı. Bâb-ı Âli Baskını sonrasında Said Halim Paşa Kabinesinde Dâhiliye Nazırlığına getirilen Talat, bu tarihten sonra devlet siyasetinin en önemli belirleyicilerinden biri hâline geldi ve 4 Şubat 1917 – 8 Ekim 1918 arasında ise Sadrazam olarak görev yaptı. Enver Paşa ve Cemal Paşa ile birlikte Üç Paşalar iktidarını kuran Talat, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesinde ve Ermeni Soykırımında büyük rol oynadı.
RUMLARLA BAŞLADI, ERMENİLERLE DEVAM ETTİ
Küçük Asya’yı tamamen egemen bir Türk yurdu haline getirmeyi amaçlayan Talat ve diğer İTC liderlerinin ilk işi, 1914 Haziran’ında Ege kıyılarında yaşanan 150 bini bulan Rum’u buradan zorla göçerterek, yerlerine Balkan muhacirlerinin yerleştirmek oldu. Ardından I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarından itibaren Ermenileri ve Süryanileri hedef aldı. O dönem Hariciye Nazırı olan Talat, Ermenilerin “Kızıl Pazar” olarak adlandırdığı 23-24 Nisan 1915 gecesinde İstanbul’da yaşayan yaklaşık 250 Ermeni aydın ve komite liderinin il genelindeki çeşitli yerlerde toplanmasını ve derhal tutuklanmasını emretti. Bu kişiler daha sonra Ayaş ve Çankırı’daki iki toplama merkezine gönderildi. 24 Nisan tutuklamalarından dönen az sayıdaki Ermeni lider haricindekiler için ise 29 Mayıs 1915’te Tehcir Kanunu çıkarıldı. Buna göre Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki Ermeniler yerlerinden zorla göç ettirildi. Yola çıkarılan Ermeni kafilelerinden hayattan kalabilenler Halep’te toplandı, 1915 yılının Kasım ayında hükümet yeni bir kararla Halep ve civarında bulunan bütün Ermenilerin daha güneye, çöle, Deyr ez-Zor’a gönderilmelerine karar verdi. Bu kararı ise bizzat Talat, Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’ya gönderdiği bir şifre ile istedi. (1)
Talat’a ait olduğu belirtilen belgelere göre 1915’ten 1916’ya kadar 970 bin fazla Ermeni, ülkenin resmî nüfus kayıtlarında ortadan kayboldu. Belgeler ve kayıtlar, 1983’te Talat’ın eşi Hayriye Talat Bafralı tarafından bunları “Talât Paşa’nın Kara Kaplı Defteri” adıyla yayımlayacak olan gazeteci Murat Bardakçı’ya verildi. Belgelere göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1915 yılına gelmeden önce 1 milyon 256 bin Ermeni yaşıyordu. Ancak Talat’ın kendisinin eklediği dipnotta bu sayının yüzde 30 kadar fazlasının gerçek rakamı vereceği tahmin edilmiş. Fakat Talat, yaptığı hesaplamaya Protestan Ermenileri dahil etmezken, tarihçi Ara Sarafyan’a göre savaş başlamadan önce imparatorluğun Ermeni nüfusu 1 milyon 700 bin civarındaydı. 1917’ye gelindiğinde ise bu sayı 284 bin 157’ye düşmüştü.
TELGRAFLAR ORTAYA ÇIKTI
Yine Andonyan belgeleri diye bilinen “Talat Paşa telgraflarının” kopyalarını barındıran kitapta soykırımın planlı olduğu öne sürüldü. Andonyan Belgeleri’nde sürgün sırasında Ermenilerin soykırıma uğratılmasını emreden 50 telgraf ve 2 mektup bulunuyor. Orijinal Teşkilât-ı Mahsusa ve İttihat ve Terakki arşivlerinin Ekim-Kasım 1918’de, Talât Paşa hükûmetinin düştüğü günlerde, yakılarak imha edildiği belirtiliyor. (2) Öte yandan Şevket Süreyya Aydemir de Talat’ın 7 Kasım 1918’de yurt dışına kaçmadan önce Arnavutköy’de bulunan bir dostunun yalısına bavullar dolusu evrak götürdüğünü ve bu evrakların yalının alt katındaki ocakta yakıldığı aktarıyor. (3)
Yok edildiği söylenen bu telgraflar ise Naim isimli Sevkiyat Müdürlüğü’nde başkâtiplik görevine atanan bir memur tarafından kopyalarının alınarak, saklandığı belirtiliyor. Naim isimli memur elindeki hatıratı ve belgeleri 1918 yılında İstanbullu bir Ermeni aydın Aram Andonyan’a sattı. Andonyan da bu hatıratı ve belgeleri 1920-21 yıllarında Ermenice, İngilizce ve Fransızca olarak yayımladı.
Bu belgelerde Talat’a ait olduğu söylenen bazı telgraflarda, açıktan Ermenilerin öldürülmeleri emri veriliyor. Örneğin 22 Eylül 1915 tarihli bir telgrafta Talat şöyle bir emir veriyor: “Ermeniler için Türkiye arazisinde yaşamak, çalışmak gibi haklar tamamıyla kaldırılmış ve bu bâbda hükümet bütün mesuliyeti kabul ederek beşikteki çocuklarına varıncaya kadar bırakılmaması emrini.” 29 Eylül 1915’te Halep Vilayetine çektiği bir telgrafta ise “Türkiye’de mevcut bütün Ermenilerin tamamen mahv ve imha edilmelerinin Cemiyetin emriyle Hükümetçe kararlaştırıldığı evvelce de bildirilmişti…. Kadın, çocuk, sakat diye düşünülmeyerek imha önlemleri ne kadar feci olursa olsun, vicdani duygulara kapılmadan varlıklarına son verilecektir.” ifadeleri yer alıyor.
Belgelerin sahte olduğunun iddia edilmesinin ardından tarihçi Tamer Akçam tarafından Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi isimli kitap yazıldı. Kitapta örnek olarak verilen bazı telgraflar şunlardı: “Ermeniler için Türkiye arazisinde yaşamak, çalışmak gibi haklar tamamıyla kaldırılmış ve bu bâbda hükümet bütün mesuliyeti kabul ederek beşikteki çocuklarına varıncaya kadar bırakılmaması emrini vermiştir. (4) “Türkiye’de mevcut bütün Ermenilerin tamamen mahv ve imha edilmelerinin Cemiyetin (İttihat ve Terakki Cemiyeti) emriyle Hükümetçe kararlaştırıldığı evvelce de bildirilmişti… kadın, çocuk, sakat diye düşünülmeyerek imha önlemleri ne kadar feci olursa olsun, vicdani duygulara kapılmadan varlıklarına son verilecektir.” (5) “… merhamet ve acıma duygularına kapılmadan, onların tümünün varlığına son vererek Türkiye’de Ermeni isminin kalmaması için, canla başla gayret gösterilmesi…” (6)
Yine kitapta şu telgraflar da örnek olarak sunuldu: “Bazı yerlerde açılan yetimhanelere malum şahısların çocuklarının da kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bunların yaşamalarından, hayatlarından devletçe mazarrattan (zararlar) başka bir şey tasavvur olunmadığı halde ya gerçek maksadı idrak edememek aczi veya hafife almak emeliyle bu kişilerin beslenmesine ve yaşatılmasına çalışmak, onlara acımak kesinlikle hükümetin amacının karşında olmak demektir…” (7)
“Yol boylarında yığılmış kalmış olan malum şahısların cesetlerinin yabancı subaylar tarafından görülüp fotoğraflarının alındığı işitilmekte olduğundan bunların hemen gömülmesiyle açıkta bırakılmaması…” (8)
“Yürüyüş sırasında malum şahıslar hakkında halkın işleyeceği bütün suçlar hükümetin amacını gerçekleştirmiş olacağından kanuni takibata gerek yoktur.” (9)
NAİM EFENDİ’NİN TANIKLIKLARI
Naim Efendi’nin tanıklıkları arasında ise şu örnekler yer aldı: “Öldürmek bir sevda, bir kutsal alışkanlık halini almıştı.” (10), “Felaket, sefalet, hastalık yüzünden günde yedi, sekiz yüz Ermeni ölüyor. Bunlar yollarda çamurlara gömülmüş, vahşi kuşlar tarafından her tarafı delik deşik olmuş, insanlık vicdanını sızlatacak halde idi.” (11), “Dört yaşından itibaren bütün çocuklar da ölüme mahkûm edilmişti.” (12), “Türkiye’nin geniş topraklarının hangi köşesine bakarsanız, en karanlık kovuklarda, insafsızca parçalanmış Ermeni cesetleri ve iskeletleri bulunacak.” (13), “Gelen şifreleri kaydettikçe titriyordum. Bütün bir millet, kendi kadın ve çocuklarıyla, ölüme mahkûm edilmişti.” (14)
Ayrıca Akçam, Ermeni papaz Krikor Gergeryan’ın elinde bulundurduğu New York’ta orijinal telgrafın fotoğraflarına ulaştı. (15) Bu fotoğraflar yemek ve su verilmeden yola çıkarılan binlerce Ermeni’nin bilerek ölüme gönderildiğinin kanıtları olarak sunuluyor.
GERİ DÖNÜŞLERİ ENGELLEDİ
Sürgün sırasında yüzbinlerce Ermeni yaşamını yitirirken, zorla terkettikleri topraklara geri dönmek isteyen Ermenilere de bizzat Talat tarafından izin verilmedi. Talat yoluyla Trabzon vilayetine gönderilmiş bir telgrafta: “Trabzon’da yayımlanan Meşveret gazetesi, Ermeni sürgününün geçici bir tedbir olduğunu, sonuç olarak bu insanların yeniden memleketlerine döneceğine ilişkin yayın yapıyormuş; zinhar bu ve buna benzer yayınlar yasaklanmalı, böyle umutlar doğurulmamalı.” ifadeleri yer alıyor. Talat, Ermenilerin gönderildikleri bölgelerde örgütlenip, geri dönmelerinden duyduğu korkuyu Ermenilerin zorla göç ettirildiği Suriye, Halep, Musul vilayetleriyle Urfa ve Zor mutasarrıflıklarına gönderdiği şifreli mesajlarda ortaya koydu. Bu mesajda şu ifadeler emirler yer aldı:
“1-Zeytun, Suriye ve Adana sahil mıntıkasından oralara dağınık bir surette yerleştirilen Ermenilerin ülke içi ve yurt dışı haberleşmeleri Türkçe yapılacaktır.
2-Yeni kurulan yerleşim bölgelerine Ermeni mektepleri açılmasına izin verilmeyecektir.
3-Şimdilik yalnız İstanbul’daki Ermenice gazetelerin çıkmasına izin verilecek diğer vilayetlerdeki Ermeni gazeteleri kapatılacaktır”. (16)
Bazı Ermeniler memleketlerine geri dönmeyi başarırken, Dâhiliye Nazırı olan Talat, vilayet ve mutasarrıflıklara birer şifre göndererek gelenler varsa onların bulundukları yerlerdeki civar köy ve kasabalara yerleştirilmelerini emretti. (17)
ÖLÜMÜ BİR ERMENİNİN ELİNDEN OLDU
Osmanlı Devleti’nin 1’inci Paylaşım Savaşı’nda yenilmesinin ardından Ermeni Soykırımı’ndan sorumlu tutulacağını bilen Talat, ülkeden kaçıp sahte bir kimlik altında yaşadı. Savaş sonrası Osmanlı hükumetinin yürüttüğü İstanbul Askeri Mahkemesi’nde, Talat gıyabında yargılanarak, katliam dahil olmak üzre, işlediği suçlardan idam cezasına çarptırıldı. Almanya, Talat’ı iade etmeyi reddetiyse de, 1921’de Berlin’de, aile üyeleri memleketleri olan Erzincan’da katledilen ve sürgüne gönderilen Ermeni Soğomon Tehliriyan tarafından vurularak öldürüldü. Tehliriyan’ın yargılanması savaş zamanında Alman hükumetinin Ermeni katliamları hakkında bilgi sahibi olduğunu Alman halkından sakladığını ortaya çıkardı. Alman görevlilerinin şahitlik ifadelerini dinleyen jüri, Tehliriyan’ı suçsuz buldu. 1943’te Nazi Almanyası tarafından Türkiye’ye teslim edilen Talat’ın cenazesi “kahraman” gibi şeref payeleri ile gömüldü.
PAŞA’LARLA YÜZLEŞİN
Anadolu Hristiyanlarının “temizlenmesi” üzerine kurulan cumhuriyet, bu kodlarını devam ettirirken, belki de bir sonraki dönemde halka umut olarak sunulmak istenen Mansur Yavaş’ın İttihat ve Terakki zihniyetinden farklı bir yerde durmadığını, yüz yıllık acılarla yüzleşmek yerine, acılara tuz bastığını görüyoruz. Mansur’la aynı kodları paylaşan polisler ise yıllar önce Hrant Dink’in katili Ogün Samast ile hatıra fotoğrafı çektirmişti. Aynı tornadan çıkan zihniyetler için göremedikleri ‘kahramanlar’ının heykelini dikmek, görebildikleriyle de fotoğraf çektirmek normal olabilir. Fakat bizim için değil. Milyonlarca Hristiyan katledildi, geriye kalanları ise 1923 Mübadelesi, Edirne Pogromu, Varlık Vergileri, 6-7 Eylül Pogromu ile yok eden zihniyet, bunları yapan ‘liderlerin’ heykellerini meydanlara dikerken, bir demokratikleşme ve yüzleşme beklemek ne kadar mümkün? Egemen kodların, iktidardan muhalefete bütün siyasi yapıların içine işlediği, eğitimin buna göre dizayn edildiği ve nesillerin halklara düşman yetiştirildiği bir cumhuriyette demokrasi kime, ne kadar verilebilir? Talat’a “Kahraman” diyenlerin siyasi yelpazesini gördüğümüzde bunların kimseye özgürlük veremeyeceğini anlıyoruz.
Bizim normalimiz ise hakların kardeşliğini tesis edilebilmesi, halklara düşmanlaşmanın aşılması, gerçek anlamda barış ve özgürlüklerin tesisi için tarihle yüzleşmek, Talat, Enver, Kenan ya da adı her neyse ‘Paşa’larla hesaplaşmaktır.
KAYNAKÇA
1 BOA, DH.ŞFR., 52/93(11 Nisan 1331/ 24 Nisan 1915); BOA. DH. ŞFR., 52/112(12 Nisan 1331/25 Nisan 1915); Osmanlı Belgelerinde Ermenilerin, s.124.
2 Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İmge Kitabevi, Mart 1999, s. 308-309.
3 Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, C. 3: 1914-1922, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1985, s. 468.
4 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 21 (2016, İletişim Yayınları)
5 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 22 (2016, İletişim Yayınları)
6 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 22 (2016, İletişim Yayınları)
7 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 114 (2016, İletişim Yayınları)
8 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 140 (2016, İletişim Yayınları)
9 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 167 (2016, İletişim Yayınları)
10 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 175 (2016, İletişim Yayınları)
11 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 201 (2016, İletişim Yayınları)
12 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 205 (2016, İletişim Yayınları)
13 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 224 (2016, İletişim Yayınları)
14 Taner Akçam – Naim Efendi’nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları – Krikor Gergeryan Arşivi, sf. 225 (2016, İletişim Yayınları)
15 Ariane Mandell, (23 Nisan 2017). The Jerusalem Post’da çıkan “Ermeni Soykırımının Kayıp Kanıtları Kudüs Arşivinde Keşfedildi” başlıklı yazısı.
16 BOA, DH. ŞFR., 54/261(18 Haziran 1331/ 1 Temmuz 1915); Arşiv Belgelerinde Ermeni Faaliyetleri 1914–1918, cilt VIII, Ankara, Genelkurmay Askerî Tarih Stratejik Etüt Başkanlığı Askerî Tarih Yayınları, 2008, s.5.
17 0BOA, DH. ŞFR. 64/34(2 Mayıs 1332/15 Mayıs 1916).

