Pontos’ta Mahkûm Seferberliği ve Paramiliter Şiddet, 1914-1923
Hapishaneden Çeteye
Pontos’ta Mahkûm Seferberliği ve Paramiliter Şiddet, 1914-1923
Giriş: Pontos’ta Silahlı Sistemin Ölçeği
Bu yazı, Birinci Dünya Savaşı’ndan 1923’e kadar Pontos’un askerileşmesini inceleyen daha geniş ve hâlen devam eden Pontos Tarihi araştırmasının bir parçasıdır. Geniş çalışma; düzensiz silahlı grupları, yerel milisleri, takip müfrezelerini, gönüllü birlikleri, silah-cephane ağlarını ve bunların devlet makamlarıyla ilişkilerini tek tek izlemektedir. Burada ise bilinçli olarak tek bir soruya odaklanıyoruz: devlet, mahkûmları, tutukluları, suç sanıklarını, firarileri ve kendi belgelerinde eşkıya veya suçlu olarak tanımladığı kişileri nasıl silahlı insan gücüne dönüştürdü?
Ortaya çıkan tablo, “birkaç Türk çetesi ile birkaç Rum çetesinin çatışması” şeklindeki dar anlatıdan çok daha büyüktür. Devletin daha sonra hazırladığı resmî “Pontus Raporu”nun 1337/1921 yılı Kuvâ-yı Tenkiliye cetveli Pontos sahasında 16 ayrı askerî, millî, emniyet veya takip birliği/yapısı saymaktadır. Mevcudu açıkça yazılmış 12 birliğin aritmetik toplamı 9.478 kişidir; dört birliğin mevcudu ise belirtilmemiştir. Resmî görünüm yaklaşık 10.000 kişilik, çok katmanlı bir askerî-güvenlik alanına işaret etmektedir.1
Bu döküm bile bütün yerel silahlı çevreleri ayrı birer toplam olarak içermez. Köy milislerinin, reislerin kişisel silahlı çevrelerinin ve mevcudu bilinmeyen takip müfrezelerinin bir bölümü daha sonra resmî birliklere katılmış, bir bölümü ise belgelerde yalnız reislerinin adıyla görünmüştür. Bu nedenle araştırmada “çete” etiketi otomatik kullanılmamakta; her aktör kaynakta geçen sıfatı, resmî bağlantısı ve faaliyet biçimiyle ayrı ayrı kaydedilmektedir.
Bu makalenin sorusu daha dardır: Hapishaneler neden açıldı? Kimler seçildi? Devlet neden özellikle “çeteciliğe elverişli” saydığı kişileri arıyordu? Bu insanlar hangi birliklere, hangi hukukî statüyle gönderildi ve 1915’te Ermenilere, daha sonra Pontos Rumlarına yönelik şiddet ve sürgün süreçlerinin hangi aşamalarında karşımıza çıktı?
Terminoloji notu: Osmanlı ve Türkçe kaynaklarda “Rum” sözcüğü Rum Ortodoks nüfusu ifade eder. Bu yazıda sivil nüfus için mümkün olduğunca “Pontos Rumları” veya bağlama göre “Rum Ortodokslar” ifadeleri kullanılmaktadır. Resmî belgelerdeki “Pontus”, “Rum çetesi”, “eşkıya”, “şaki” gibi tarihsel kategoriler aktarılırken ise özgün terim korunmaktadır.
1. Hapishaneler Savaş Rezervine Dönüşürken: 1914-1915
Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti’nin ihtiyacı yalnız düzenli cephelere asker yetiştirmek değildi. Kafkasya gibi dağlık bir coğrafyada sınır ötesine geçebilecek, küçük gruplarla baskın düzenleyebilecek, yerel yolları ve ilişkileri bilen hareketli silahlı unsurlara da ihtiyaç vardı. Bu nedenle gönüllüler, muhacirler, yerel eşrafın adamları, eşkıyalar, firariler ve hapishanelerdeki mahkûmlar aynı geniş insan gücü havuzunun farklı kaynakları olarak değerlendirilmeye başlandı.
12 Ekim 1914’te Yusuf Rıza Bey, Akçaabat-Görele-Vakfıkebir çevresindeki eşkıyadan Teşkilât-ı Mahsusa için bin kişiye kadar insan toplanabileceğini öneriyordu. Bu sayı gerçekleşmiş bir kuvvet değil, bir insan gücü potansiyeli hesabıydı; fakat devletin savaşın ilk haftalarında eşkıya nüfusunu askerî kaynak olarak düşünmeye başladığını açıkça gösteriyordu.3
16 Aralık 1914’te Emniyet-i Umumiye Müdürü İsmail Canbulat, Canik Mutasarrıflığından Bafra ve çevresindeki hapishanelerde bulunan, cepheye gitmek isteyen ve “çeteciliğe elverişli” görülen mahkûmların isimleriyle elbise-teçhizat durumlarının bildirilmesini istedi. Sorulan soru artık yalnız “kim affedilebilir?” değildi; fiilen “kim silahlı hizmete uygundur ve onu göndermek için ne gerekir?” sorusuydu.4
Uygulama Bafra ile sınırlı değildi. Sivas, Tokat, Karahisar-ı Şarki, Van, Kastamonu, Sinop, Karesi ve başka bölgelerde benzer taramalar yapıldı. Mustafa Fırat Gül’ün arşiv dökümüne göre 31 Ocak-8 Nisan 1915 arasında 1.799 mahkûm, 436 gönüllü ve 13 sürgün olmak üzere 2.248 kişi çete/gönüllü faaliyeti için hazırlanmış veya kayda geçirilmişti. Bu toplamın tamamını fiilen cepheye ulaşmış kuvvet olarak okumamak gerekir; fakat merkezî bir personel politikasına işaret ettiği açıktır.5
Canik’te kişi düzeyinde de örnek vardır. Korgan köyünden Kır Ali, Koduloğlu Osman, Abdullah oğlu Kara Ali ve Peçeli Kamil adam öldürme isnadıyla aranıyor ve firari durumdaydı. Savaşmak istediklerini bildirmeleri üzerine “çeteciliğe elverişlilikleri” değerlendirildi; haklarındaki takibat ertelendi, teçhizat sağlandı ve Trabzon’da Rıza Bey’in emrindeki çetelere gönderildiler.6
4 Mart 1915 tarihli Dârülharbe Gidecek Eşhas Hakkındaki Takibat ve Mücazatın Teciline Dair Kanun-ı Muvakkat bu fiilî uygulamaya hukukî bir çerçeve sağladı. Belirli şartları taşıyan sanık ve mahkûmların savaş hizmetine katılmaları halinde haklarındaki takibat veya ceza infazı ertelenebiliyordu. Bu doğrudan genel af değil, askerî hizmet ile ceza hukukunun askıya alınması arasında kurulan bir savaş zamanı ilişkisiydi. Düzenleme 11 Ocak 1917’de kanunlaştırıldı.7
Topal Osman örneği – sistemin tamamı değil
Topal Osman dosyası, hapishane insan gücünün bir silahlı gruba nasıl aktarıldığını isim düzeyinde izleyebildiğimiz örneklerden biridir. Tufan Şişli, Mehmet Şakir Sarıbayraktaroğlu’nun anlatısına dayanarak Trabzon savcılığı aracılığıyla hapishanedeki ağır mahkûmların Topal Osman’ın grubuna verildiğini aktarır. Dalgaroğlu Bilal, Dıvalak Salih, Engüzlü Abbas Çavuş, Borazan Şerif, Çayanoğlu Ali ve Fındıkçıoğlu Ali isimleri açıkça verilir. Aynı kaynak zincirinde Teşkilât-ı Mahsusa’nın isteğiyle toplam 150 mahkûmun çeteye katılmaları şartıyla serbest bırakıldığı ileri sürülür.8
Bu “150” rakamı bir arşiv yoklama cetveli değildir. Aynı anlatı zincirinde kuvvetin başlangıçta 93 kişi olduğu, daha sonra 300-400 kişiye ulaştığının söylendiği ve Borçka’ya giden efradın önemli bölümünün 16-17 yaşlarındaki gençlerden oluştuğu aktarılır. Dolayısıyla mahkûmlar önemli bir insan gücü kaynağıydı; fakat birlik mahkûmlardan ibaret homojen bir yapı değildi.9
Osman ayrıca Giresun’daki tek silahlı reis değildi. Osman Fikret Topallı’nın kaydında Teşkilât-ı Mahsusa alaylarına Giresun’dan katılan Murtazaoğlu Kâtip Ahmet 30, Hışroğlu Osman 60, Topaloğlu Eyüp 150, Feridunoğlu Osman 100 ve Kurtoğlu Ömer 104 kişiyle gösterilir. Yalnız bu beş reis için verilen toplam 444 kişidir. Bu tablo, mahkûm kullanımını veya paramiliter örgütlenmeyi tek bir reisin hikâyesine indirgememek gerektiğini gösterir.10
2. 1915: Dış Cepheden İç Şiddete
1914 sonunda mahkûm ve suç çevrelerinden toplanan insan gücünün ilk askerî gerekçesi Kafkas cephesiydi. 1915’te ise Ermeni nüfus tehcir ve iç güvenlik siyasetinin başlıca hedeflerinden biri haline geldi. Bu noktada asıl soru, dış savaş için kurulmuş gayrinizamî insan gücü mekanizmasının içeride nasıl kullanıldığıdır.
1919-1920 Osmanlı askerî yargılamaları, hapishanelerden salıverilen suçluların Teşkilât-ı Mahsusa çetelerinin çekirdeğinde kullanılması ve Ermenilere yönelik şiddette görev almaları meselesini doğrudan gündeme getirdi. Bu kayıtlar savaş sonrasının siyasî ortamında üretilmiş yargı belgeleridir; fakat aynı zamanda devlet memurları, subaylar ve idarî belgeleri içeren resmî Osmanlı yargı dosyalarıdır.11
Pontos açısından Trabzon davası özellikle önemlidir. 5 Mayıs 1919 tarihli duruşmada Ordulu tüccar Hüseyin, Trabzon Hapishanesi Müdürü Süleyman’ın mahkûmlar arasından çeteler oluşturduğunu ve bunları Ermenilerin öldürülmesinde kullandığını ifade etti. Gümrük Müfettişi Besim de eski mahkûmların katliamlardaki rolüne ilişkin tanıklık verdi.12
Giresun’da çağdaş araştırmalar Topal Osman ve İshak Çavuş’u 1915’te Ermenilere yönelik öldürme ve denizde boğdurma vakalarıyla ilişkilendirilen paramiliter aktörler arasında gösterir. Buradaki kritik nokta tek tek her kişinin aynı olayda bulunup bulunmadığını varsaymak değil; 1914’te dış cephe için yaratılan suçlu/mahkûm kaynaklı gayrinizamî insan gücü kanalının 1915’te sivil nüfusa yönelik şiddet mekanizmasının içinde de görünmesidir.13
Sistem kısa sürede disiplin sorunları da üretti. Firar, yağma ve köylülere kötü muamele şikâyetleri üzerine 4 Nisan 1915’te Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Mamuretülaziz, Musul, Van ve Canik’e yeni gönüllü çete efradı sevkinin durdurulmasına ilişkin emirler gönderildi. Bu, mahkûm ve suçlu insan gücünden yararlanmanın tamamen sona ermesi değil, kontrolsüz yeni sevklerin frenlenmesiydi.14
3. 1916-1918: Pontos Rumlarının Sürgünü ve Paramiliter Süreklilik
1916’daki Rus ilerleyişi ve Trabzon’un el değiştirmesi Pontos Rumlarına yönelik güvenlik siyasetini sertleştirdi. Osmanlı makamları asker firarilerine yardım, Ruslarla temas, casusluk, silah saklama ve Rum silahlı gruplarına destek gibi gerekçeler ileri sürüyordu. Uygulama ise yalnız belirli silahlı faaliyetlerle suçlanan kişilere yönelmedi; bütün cemaatlerin ve köylerin iç bölgelere sürülebildiği örnekler ortaya çıktı.
Charalampos Minasidis’in Osmanlı Rum Ortodokslarının Birinci Dünya Savaşı sırasındaki iç sürgünlerini inceleyen çalışması 1915 ile 1916 arasındaki süreklilik açısından özellikle önemlidir. Araştırma, Pontos ve Yukarı Mezopotamya’daki sürgünlerin çok ağır koşullarda gerçekleştiğini ve bazı Rum sürgün kafilelerine daha önce Ermeni Soykırımı’na katılmış paramiliterlerin refakat ettiğini gösterir.15
Burada artık yalnız yöntem benzerliği yoktur; bazı personelin de bir şiddet sürecinden diğerine geçtiğine dair kanıt vardır. Bu durum 1915’te kullanılan paramiliter repertuarın 1916’da ortadan kalkmadığını, hedef ve görev değişirken bazı unsurların yaşamaya devam ettiğini gösterir.
Giresun’da Topal Osman 1916’da “Rum casusu” olarak nitelediği kişileri yakalayıp 37. Tümenin sahil kuvvetlerine teslim eden bir aktör olarak görünür. Buna karşılık Trabzon Valisi ve Giresun’daki sivil makamlar onun yöntemleri ve idarî müdahaleleri hakkında şikâyette bulunmuştur. Osman 25 Ağustos 1916’da Sivas Divan-ı Harbi’nde yargılanmıştır. Bu dosya, askerî makamların kullandığı yerel silahlı aktörlerle sivil idare arasındaki karmaşık ilişkiyi gösterir.16
1918’e gelindiğinde aynı coğrafyada düzenli Osmanlı birlikleri, jandarma, Türk yerel milis ve çeteleri, Rum özsavunma grupları, firariler ve başka silahlı ağlar birlikte bulunuyordu. 1919’dan sonraki çatışma boş bir alanda başlamadı; yıllardır askerileşmiş bir toplumun, savaşın ve sürgünlerin birikimi üzerine kuruldu.
4. 1919-1923: Uygulamanın Devamı ve Hukukî Tasfiye
Mondros, Teşkilât-ı Mahsusa’nın savaş yıllarındaki kurumsal biçimini dağıttı; fakat suçlu veya hukuk dışı insan gücünü askerî kaynağa dönüştürme mantığını ortadan kaldırmadı. 1919’dan itibaren Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yerel örgütler, Kuvayı Milliye ve daha sonra Ankara makamları hapishaneleri yeniden insan gücü kaynağı olarak kullandı.
TBMM bu uygulamayı 17 Kasım 1923’te olağanüstü açıklıkla kayda geçirdi. Karesi Mebusu Vehbi Bey, “birçok yerlerde hapisaneler açılarak onlardan müfrezeler teşkil edilmiştir” dedi. Aynı görüşmede Kozan Mebusu Ali Saib Bey, Urfa savunmasında yüzlerce mahpustan yararlanıldığını ve 9 Şubat günü Urfa Hapishanesinin tamamen boşaltıldığını anlattı.17
Karadeniz’de en açık örneklerden biri Rize’dir. 15 Ocak 1921 tarihli resmî telgrafta sevk edilen efradın Halit, Muharrem ve Mehmet Ağaların kefalet ve sorumluluğunda olduğu ve grubun “kısm-ı azamı erbab-ı cinayet ve şekavetten” geldiği bildirilir. Belgenin künyesi ATASE, İSH-10, Kls. 550, Ds. 10 (22), Fh. 19’dur.18
Ahmet Faik Günday daha sonraki hatıratında Rize merkez kazasından 600 cinayet sanığının sevk edildiğini söyler. Başka anlatılarda hapishanelerden yaklaşık 500 kişinin yazıldığı, dışarıdan katılan gönüllülerle sayının 600’e ulaştığı aktarılır. Resmî telgraf bu sayıyı vermez; güvenle söylenebilen, yüzlerce kişilik karma bir mahpus/eşkıya/gönüllü havuzunun oluşturulduğu ve resmî makamın grubun çoğunluğunu “erbab-ı cinayet ve şekavet” olarak tanımladığıdır.19
Bu insanların bir bölümü Batı Karadeniz’de İpsiz Recep’in kuvvetlerine katıldı. İpsiz Recep’in kendisi de savaş öncesinde kaçakçılık, korsanlık ve silahlı yasa dışı faaliyetlerle ilişkilendirilen bir aktörden Ankara hareketi içinde milis kumandanına dönüşmüştü. Devlet böylece yalnız hapishanedeki kişileri değil, daha önce hukuk düzeninin dışında veya sınırında faaliyet gösteren silahlı ağları da kendi askerî amaçlarına bağlamaya çalışıyordu.20
Aynı dönemde Orta Karadeniz’de Merkez Ordusu harekâtının başlıca hedeflerinden biri devletin “Pontus” adıyla tanımladığı Rum silahlı hareketiydi. Silah toplama, takip operasyonları, köy boşaltmaları ve Pontos Rumlarının sevki aynı güvenlik ortamının parçalarıydı. Düzenli ordu, jandarma, gönüllü kuvvetler, yerel milisler ve suç/eşkıya çevrelerinden gelen insan gücü bu çok katmanlı askerî alanın farklı bileşenleri olarak yan yana bulunabiliyordu.21
Savaş bittikten sonra devlet bu pratiğin yarattığı hukukî problemi çözmek zorunda kaldı. 14 Temmuz 1921 tarihli 135 sayılı Kanun, Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915 düzenlemesi uyarınca askerî hizmete alınmış ve takibatı veya ceza infazı ertelenmiş kişilerin durumunu geriye dönük biçimde düzenledi.22
19 Kasım 1923 tarihli 372 sayılı Kanunun dördüncü maddesi ise sanık veya mahkûmken kendiliğinden ya da tahliye edilerek Kuvayı Milliye’ye katılan ve hizmetleri uygun bulunan kişilerin eski suçlarından dolayı takibata uğramamalarını veya önceki cezalarının infaz edilmemesini öngörüyordu. “Sanık veya mahkûmken tahliye edilip silahlı millî kuvvetlere katılan kişi” artık doğrudan kanun diline girmişti.23
Sonuç: Hapishaneden Çeteye Açılan Kapı
Araştırma, Bafra ve çevresindeki hapishanelerde “çeteciliğe elverişli” mahkûmların aranmasını isteyen bir telgrafla başladı. Dokuz yılın sonunda görünen şey, birbirinden kopuk birkaç istisna değil, savaş koşullarında tekrar tekrar başvurulan bir insan gücü pratiğidir.
Devlet bir kişiyi normal zamanda suçlu olarak takip ediyor; savaşta ise aynı kişiyi askerî bakımdan yararlı bir silahlı unsur olarak yeniden değerlendirebiliyordu. Hapishane açılıyor, cinayet sanığının takibatı erteleniyor, yerel bir reisin kefaleti kabul ediliyor, silah ve cephane sağlanıyor, kişi çete veya müfrezeye sevk ediliyordu. Bazı yapılar daha sonra gönüllü tabur ve alaylara dönüşüyor; savaşların ardından özel kanunlar geçmiş suçların hukukî tasfiyesini üstleniyordu.
1914’te bu insan gücünün ilk büyük kullanım alanı Rusya’ya karşı Kafkas cephesindeki gayrinizamî savaştı. 1915’te aynı suçlu, firari ve mahkûm kaynaklı paramiliter dünyanın unsurları Ermenilere yönelik kitlesel şiddetin içinde görünmeye başladı. 1916’dan itibaren Ermeni Soykırımı’nda daha önce görev almış bazı paramiliterler Pontos Rumlarının sürgünlerinde yeniden karşımıza çıktı. 1919’dan sonra ise hapishane ve suç çevrelerinden silahlı insan gücü üretme yöntemi Kuvayı Milliye ve Ankara devletinin güvenlik mekanizmaları içinde tekrarlandı.
Mahkûm seferberliği bu nedenle Pontos tarihinin kenarında kalmış küçük bir ayrıntı değildir. Daha geniş askerî ve paramiliter sistemin insan gücü üretme yollarından biridir. Önemli olan yalnız kaç kişinin tahliye edildiği değil, bu tercihin ortaya koyduğu devlet pratiğidir: savaş ihtiyaç duyduğunda, barış zamanında hapsetmeye çalıştığı şiddet kapasitesini askerî kaynağa dönüştürebiliyordu.
Pontos’un 1914-1923 arasındaki tarihini anlamak için, düzenli orduların yanında hapishaneden çeteye açılan bu kapıyı da görmek gerekir.
Dipnotlar ve Kaynaklar
1. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, “Pontus Raporu”, CA, A: IV-15-a, D: 62, F: 9/1-10, 1337 (1921) “Kuvâ-yı Tenkiliye” cetveli. Cetvelde 16 ayrı birlik/yapı listelenir; mevcudu verilen 12 satırın aritmetik toplamı 9.478 kişidir. ↩
2. Aynı 1337 (1921) “Kuvâ-yı Tenkiliye” cetveli tek bir günün eşzamanlı mevcudunu değil, yıl içinde kullanılan ve bazıları yeniden teşkil edilen birlikleri birlikte gösterir. Özellikle Giresun Alayı 2. Taburu ile daha sonra aynı insan havuzundan oluşturulan 42. ve 47. alayları ayrı ve eşzamanlı kuvvetler gibi toplamak mükerrer sayım yaratabilir. ↩
3. BOA, DH.ŞFR 444/27, 12 Ekim 1914. Yusuf Rıza Bey’in Trabzon üzerinden yaptığı teklif, Akçaabat-Görele-Vakfıkebir çevresindeki eşkıyadan Teşkilât-ı Mahsusa için geniş bir insan gücü havuzu oluşturulabileceğini gösterir. ↩
4. BOA, DH.ŞFR 48/27, 16 Aralık 1914. Emniyet-i Umumiye Müdürü İsmail Canbulat’ın Canik Mutasarrıflığına telgrafı; Bafra ve çevresindeki hapishanelerde bulunan ve cepheye gitmek isteyen “çeteciliğe elverişli” mahkûmların isim ve teçhizat durumlarının bildirilmesi istenir. ↩
5. Mustafa Fırat Gül, “Savaşa Düşen Mahkûma Sarılır mı? 1. Dünya Savaşı Başlarında Osmanlı Devleti’nin Mahkûmlardan Faydalanma Düşüncesi”, BAİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 20/3 (2020), s. 741-759. Gül’ün arşiv dökümünde 31 Ocak-8 Nisan 1915 için 1.799 mahkûm, 436 gönüllü ve 13 sürgün kaydedilir. ↩
6. BOA, DH.ŞFR 48/189, 28 Aralık 1914; ayrıca Polat Safi’nin Teşkilât-ı Mahsusa üzerine doktora çalışmasında Canik’teki Kır Ali, Koduloğlu Osman, Abdullah oğlu Kara Ali ve Peçeli Kamil dosyası. ↩
7. “Dârülharbe Gidecek Eşhas Hakkındaki Takibat ve Mücazatın Teciline Dair Kanun-ı Muvakkat”, 4 Mart 1915, Düstur, II. Tertip, C. 7, s. 406-407; düzenlemenin 11 Ocak 1917’de kanunlaşması için Düstur, II. Tertip, C. 9, s. 94. ↩
8. Tufan Şişli, Topal Osman: Türk, Kürt, Ermeni ve Pontos Belgelerinde, Doruk, 2025, s. 66-67; Şişli’nin kaynak zinciri Mehmet Şakir Sarıbayraktaroğlu, Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor, İstanbul, 1975, s. 25-29’a dayanır. ↩
9. Tufan Şişli, a.g.e., s. 68-69; Arif Cemil Denker, Birinci Dünya Savaşı’nda Teşkilât-ı Mahsusa, 2. bs., s. 168-174. “300-400” rakamı Denker’in duyum/rivayet aktarımıdır; yoklama cetveli değildir. ↩
10. Osman Fikret Topallı, Müdafaa-i Hukuk ve İstiklâl Harbi Tarihinde Giresun, haz. Veysel Usta, Trabzon: Serander, 2011, s. 314; aktaran Tufan Şişli, Topal Osman, 2025, s. 67. ↩
11. Vahakn N. Dadrian, “The Documentation of the World War I Armenian Massacres in the Proceedings of the Turkish Military Tribunal”, International Journal of Middle East Studies, 23/4 (1991), s. 549-576. 1919-1920 Divan-ı Harb-i Örfî yargılamaları ve Teşkilât-ı Mahsusa çetelerine ilişkin kayıtlar. ↩
12. Trabzon Divan-ı Harb-i Örfî duruşmaları, 5 Mayıs 1919, 16. oturum; Takvim-i Vekayi’de yayımlanan zabıtlar. Hüseyin ve Gümrük Müfettişi Besim’in ifadeleri için ayrıca Dadrian, “The Documentation…”, 1991. ↩
13. Nikos Sigalas, “Ağa, Topal Osman”, 1914-1918-Online. International Encyclopedia of the First World War, 9 Ocak 2026. Sigalas, Osman ve İshak Çavuş’u 1915 Giresun’undaki Ermenilere yönelik öldürme ve denizde boğdurma vakalarıyla ilişkilendirir. ↩
14. Yeni gönüllü çete efradı sevkinin durdurulmasına ilişkin 4 Nisan 1915 emirleri: BOA, DH.ŞFR 51/209 ve 51/214; tamamlayıcı yazışmalar için DH.ŞFR 467/35. ↩
15. Charalampos Minasidis, “‘This Expulsion Is Explained in Many Ways’: Ottoman Greek Orthodox Internal Exiles during the Great War (1914-1918)”, New Perspectives on Turkey, 70 (2024), s. 89-106, DOI: 10.1017/npt.2023.17. Makale ilk olarak 1 Aralık 2023’te çevrimiçi yayımlandı. ↩
16. Nikos Sigalas’ın Topal Osman çalışması ve ATASE belgelerine dayanan değerlendirme; özellikle ATASE 1888/362, F. 41 ve F. 43. Osman’ın 1916’daki “Rum casusu” takibi, sivil makamların şikâyetleri ve Sivas Divan-ı Harbi süreci bu zincirde ele alınır. ↩
17. TBMM Zabıt Ceridesi, II. Dönem, 17 Kasım 1923 tarihli görüşmeler. Karesi Mebusu Vehbi Bey’in “birçok yerlerde hapisaneler açılarak onlardan müfrezeler teşkil edilmiştir” sözü ile Kozan Mebusu Ali Saib Bey’in Urfa Hapishanesinin boşaltılmasına ilişkin anlatımı aynı oturumdadır. ↩
18. ATASE, İSH-10, Kls. 550, Ds. 10 (22), Fh. 19, 15 Ocak 1921. Rize’den sevk edilen efradın Halit, Muharrem ve Mehmet Ağaların kefalet ve mesuliyetinde olduğu ve “kısm-ı azamı erbab-ı cinayet ve şekavetten” geldiği bildirilir. ↩
19. Mesut Çapa ve ilgili TÜBA yerel tarih çalışmaları, Millî Mücadelenin Yerel Tarihi 1918-1923, C. 6, “Millî Mücadele Döneminde Rize”; ayrıca Ahmet Faik Günday’ın hatıratı ve Hafız Muharrem/Sarı Mehmet anlatıları. Kaynaklar 500-600 kişilik havuzun bileşimi konusunda farklı rakamlar verir. ↩
20. İpsiz Recep’in savaş öncesi kaçakçılık/korsanlık geçmişi ve Ankara hareketi içindeki milis rolü için bkz. Atatürk Ansiklopedisi, “İpsiz Recep”; Rize kafilelerinin İpsiz Recep’e katılımı için TÜBA, C. 6, Rize bölümü. ↩
21. Orta Karadeniz’de 1921’de Pontos/Rum silahlı hareketine karşı alınan askerî tedbirler için bkz. Atatürk Ansiklopedisi, “Millî Mücadele’de Merkez Ordusu”; ayrıca Mesut Çapa, “Millî Mücadele Döneminde Samsun”, Millî Mücadelenin Yerel Tarihi 1918-1923, C. 6, TÜBA, 2024. ↩
22. 14 Temmuz 1921 tarihli 135 sayılı “Darülharbde hüsnühizmet ve yararlık ibraz eden mahkûminin müddeti mahkûmelerinin affına dair Kanun”. Kanun, 4 Mart 1915 düzenlemesi uyarınca askerî hizmete alınanların savaş öncesi ceza durumunu geriye dönük olarak tasfiye eder. ↩
23. 19 Kasım 1923 tarihli 372 sayılı “30 Teşrinievvel 1334’ten 23 Ağustos 1339 tarihine kadar geçen müddet zarfında müdafaai memleket uğrunda ika edilmiş olan efal ve harekâtın cürüm addolunmayacağı hakkında Kanun”, özellikle md. 4. ↩

