Pontos Gerçeği

DEM Parti’ye: Bizim Yokluğumuz Üzerine Kurulan Cumhuriyet’in Nesi Kıymetli?

Pontos Rumlarının, Ermenilerin ve Süryanilerin tarihsel kayıpları, yurttaşlık ve cezasızlık üzerine

Cumhuriyet’in 103. yılında DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın açıklamasını okurken bir kez daha hayal kırıklığı yaşadık.

Cumhuriyet’in “kurucu fikrinin kıymetli” olduğu, tebaanın yurttaşa dönüşmesinin önemli bir vaat sayıldığı söyleniyor. Geçmişin acılarının inkâr edilmemesinden, halkların kardeşliğinden söz ediliyor.

Peki hangi geçmişin acıları? Hangi halkların yurttaşlığı?

Biz Pontos Rumları bu Cumhuriyet’in kuruluş tarihinde neredeydik?

Monarşi bitti, demokrasi mi geldi?

1876’da Osmanlı’da anayasal ve parlamenter düzenin ilk adımları atılmış, 1908’de Meşrutiyet yeniden yürürlüğe girmişti. Osmanlı hâlâ monarşiydi ama Meclis-i Mebusan’da Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve başka topluluklardan temsilciler bulunuyordu.

1923’te Cumhuriyet’in ilan edildiği II. TBMM’de ise bu çoğul temsil büyük ölçüde ortadan kalkmıştı.

Elbette iki meclisin temsil ettiği coğrafya aynı değildi. İmparatorluk dağılmış, savaşlar, katliamlar, sürgünler ve zorunlu göçler nüfus yapısını değiştirmişti. Zaten sorgulanması gereken de bu dönüşümdür.

Osmanlı Meşrutiyeti, hanedan egemenliğinin sürdüğü, siyasal hakların sınırlandığı ve iktidarın baskıcı uygulamalarına sahne olan bir düzendi. Bununla birlikte Meclis-i Mebusan’da farklı etnik ve dinî topluluklardan temsilciler bulunuyordu. Cumhuriyet’in ilanı ise bu temsil çeşitliliğinin genişlemesiyle sonuçlanmadı.

Mesele Osmanlı monarşisi ile Cumhuriyet arasında hangisinin daha demokratik olduğunu seçmek değil; yönetim biçimi değişirken siyasal temsilin kimleri kapsadığını ve kimlerin dışarıda kaldığını sorgulamaktır.

Biz hangi bedeli ödeyerek yurttaş olduk?

1914–1923 arasında Pontos Rumları katliamlara, sürgünlere ve kitlesel yerinden edilmeye uğradı. Hayatta kalanların büyük bölümü mübadeleyle atalarının topraklarından koparıldı.

Ama hepimiz gitmedik.

Bazılarımız Pontos’ta kaldık. Kimi aileler din değiştirdi, kimileri atalarının inancını gizledi. İsimlerimiz değişti. Dilimiz Romeyka evlerin içine çekildi. Çocuklarımıza kökenimizi anlatmaktan korktuğumuz zamanlar oldu.

Hukuken yurttaş olmak için din değiştirmek gerekmiyordu. Fakat bazı ailelerimizin deneyiminde güven içinde yaşamanın bedeli, Rum kimliğini görünmez kılmaktı.

Bize yurttaşlık verildiği söylenirken, bizden kendimiz olmaktan vazgeçmemiz beklendi.

Kimler kendi adıyla, diliyle, inancıyla ve kimliğiyle yurttaş olarak yaşayabildi?

Kurucu fikir ve cezasız bırakılan suçlar

DEM Parti, Cumhuriyet’in kurucu fikrinin kıymetli olduğunu söylüyor.

Peki kurucu fikirden ne anlaşılmalı? Halk egemenliği mi, saltanatın kaldırılması mı, yoksa kuruluşun tarihsel ve siyasal mirası mı?

Cumhuriyet’in kuruluşu çoğunlukla bir bağımsızlık mücadelesinin sonucu olarak anlatılıyor. Ancak bu anlatının kendisi de sorgulanmalıdır. Kimin bağımsızlığı, kimin siyasal iradesi ve kimlerin dışarıda bırakılması pahasına?

1914–1923 yılları, Ermenilere, Pontos Rumlarına ve Süryanilere karşı işlenen kitlesel katliamların, sürgünlerin ve mülksüzleştirmenin de tarihidir. Bu süreçlerin farklı siyasal ve askerî aktörleri, sorumlulukları ve tarihsel aşamaları vardır.

Cezasızlık yalnızca geçmişte kalan bir adaletsizlik değildir.

Suçların inkâr edilmesi, sorumluların hesap vermemesi ve mağdurların tarihinin görünmezleştirilmesi, sonraki kuşaklara da ağır bir miras bırakır. Yeni hak ihlallerinin önlenmesini güçleştirir.

Geçmişle yüzleşmek, yalnızca yaşanan acıları hatırlamak değildir. Suçları adlandırmak, sorumlulukları araştırmak ve cezasızlığı sorgulamaktır.

Karadeniz’in bugünkü kimliğini kim yarattı?

Şimdi kimse bize Trabzon’dan, Samsun’dan, Karadeniz’den söz ederken bu coğrafyanın insanlarını doğuştan milliyetçi, değişmez biçimde faşist veya diğer bölgelerden farklı bir topluluk olarak anlatmasın.

Türkiye’nin batısında, doğusunda ve güneyinde hangi toplumsal çelişkiler, hangi siyasal eğilimler ve hangi tarihsel süreçler varsa kuzeyinde de bunlar vardır.

Pontos’un Rumları, Ermenileri ve başka toplulukları bu coğrafyanın tarihsel parçasıydı. Onların kitlesel biçimde yerinden edilmesi, öldürülmesi ve mülksüzleştirilmesi bölgenin toplumsal yapısını köklü biçimde değiştirdi.

Bugünün Karadeniz’ini, bu tarihsel dönüşümü görmezden gelerek açıklayamayız.

Bir coğrafyanın bugünkü siyasal kimliğini, oradan koparılan halkların üzerine yıkamazsınız.

Asıl hayal kırıklığımız

DEM Parti, halkların eşitliğinden, demokratikleşmeden ve geçmişle yüzleşmekten söz eden bir parti. İşte bu nedenle açıklaması bizi daha fazla düşündürüyor.

“Geçmişin acılarını inkâr etmeden” diyorsunuz.

Ama bizim yaşadıklarımızın adı yalnızca acı değil. Sürgün, katliam, mülksüzleştirme, zorunlu göç ve kimliklerimizin kuşaklar boyunca bastırılması.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’a sormak istiyoruz:

Cumhuriyet’in kurucu fikrini kıymetli bulurken, kuruluşuna giden süreçte yaşanan ağır suçları ve bunların cezasız kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tebaadan yurttaşa geçişten söz ederken, kendi kimliğiyle yaşayamayanları nereye koyuyorsunuz?

Biz yalnızca geçmişte yaşamış insanlar değiliz. Bugün de varız. Dilimizle, ailelerimizin hafızasıyla, kayıp köylerimizin ve mezarlıklarımızın izleriyle varız.

Ve bu tarihin yalnızca başkaları tarafından anlatılmasını kabul etmek zorunda değiliz.

Azlığımıza aldananlar bilsin ki biz tarihten silinmedik.

Sayımız azalmış olabilir. Köylerimiz boşaltılmış, dilimiz susturulmaya çalışılmış, isimlerimiz değiştirilmiş olabilir. Ama hafızamız yok olmadı.

Biz Cumhuriyet’in tarihinde bir dipnot değiliz.

Biz o tarihin insanlarıyız.

PONTOS GERÇEĞİ · pontosgercek.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir