Tamer Çilingir
Trabzon Sanatevi Başkanı Mehmet Kuvvet’in birkaç gün önce söylediği söz aslında meselenin geldiği noktayı bütün açıklığıyla anlatıyor: “Yaka paça bizi dışarı atana kadar binada kalacağız.”
Keşke Trabzon’da sanatla uğraşan insanların, sanat yapabilmek için böyle bir cümle kurmak zorunda kalmadığı bir şehirden söz ediyor olsaydık. Çünkü burada tartışılan yalnızca bir bina değildir.
Bir şehrin hafızasıdır.
Trabzon Sanatevi, Trabzon’da faaliyet gösteren sanat kuruluşlarının bir araya gelmesiyle 2007 yılında oluşturuldu. Fotoğrafçılardan tiyatroculara, yazarlardan müzisyenlere, plastik sanatçılardan mizah sanatçılarına kadar farklı alanlarda çalışan kuruluşlar yaklaşık yirmi yıldır aynı çatı altında üretmeye çalışıyorlar. Bugün Sanatevi bünyesinde on sanat kuruluşu bulunuyor. Kurumun faaliyetleri yalnızca kendi üyeleriyle de sınırlı değil; söyleşiler, sergiler, tiyatro gösterileri, atölyeler, konserler ve uluslararası sanat etkinlikleri yıllardır bu mekânda gerçekleştiriliyor.
Nitekim Trabzon İl Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan kenti tanıtan bir yayında bile Trabzon Sanatevi, ulusal ve uluslararası etkinlikler gerçekleştiren ve şehrin kültür ve sanat dünyasına önemli katkılarda bulunan bir kurum olarak tanımlanıyor.
Şimdi ise Trabzon Valiliği kullanım protokolünü sona erdirdi ve tarihi yapının Trabzon Üniversitesi’ne tahsis edilmesi gündeme geldi. Sanatevi’nden binayı boşaltması istendi.
On sanat kuruluşunun buna karşı yayımladığı ortak açıklamadaki şu cümle bence tartışmanın özünü oluşturuyor:
Bir kamu yararı gerçekleştirilirken yıllar içerisinde oluşmuş başka bir kamu yararı ortadan kaldırılmamalıdır.
Çok doğru.
Trabzon Üniversitesi de kamunundur. Üniversitenin yeni mekânlara, fakültelere, dersliklere ihtiyacı olması son derece doğaldır. Hiç kimsenin üniversitenin gelişmesine karşı çıkması düşünülemez.
Ama bunun karşısına sanatı koymak zorunda mıyız? Birini yaşatmak için diğerini öldürmek zorunda mıyız?
Üstelik kamuoyuna yapılan açıklamalardan, söz konusu binanın üniversite tarafından nasıl kullanılacağının başlangıçta bütünüyle belirlenmiş olmadığı anlaşılıyor.
Trabzon Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu 13 Ağustos’ta yaptığı açıklamada binanın henüz üniversiteye intikal etmediğini belirtiyor ve tahsis yapıldıktan sonra “ne kadar uygun olur, olmaz” diye bakacaklarını söylüyordu. Aynı açıklamada yapının kullanılabilecek bir mekân olduğunu da ifade ediyordu.
İşte tam burada durmak gerekiyor.
Yaklaşık yirmi yıldır yaşayan ve üreten bir kültür kurumuna “Binayı boşaltın” deniyor. Sonra da binayı devralacak kurum “Bakalım bize uygun olacak mı?” diyor.
Bu sıralamada bir yanlışlık yok mu?
Kamu yönetiminin görevi yalnızca binaları bir kurumdan diğerine tahsis etmek değildir. Şehirde yıllar içerisinde ortaya çıkmış kültürel birikimi korumak da kamu yararının parçasıdır.
Dahası, Trabzon Sanatevi’nin bulunduğu yapı da sıradan bir bina değildir. Çeşitli yerel tarih ve kültür envanteri kayıtlarına göre 20. yüzyılın başında inşa edilen tarihi konak, uzun yıllar vali konağı olarak kullanıldı. Yapı daha sonra restore edildi ve sonunda kültür-sanat faaliyetlerine açıldı. Trabzon’un resmî eğitim yayınlarında da Sanatevi’nin “eski valilik konağında” faaliyet yürüttüğü kayıt altına alınmış durumda.
Yani bu yapının kendisi de şehrin hafızasının bir parçasıdır.
Tam da bu yüzden meseleye yalnızca tapu, tahsis ve protokol maddeleri üzerinden bakılamaz.
Şehir dediğimiz şey zaten nedir? Taşların üst üste dizilmesi midir? Beton mudur? Yol mudur? AVM midir? Otopark mıdır?
Hayır.
Bir şehri şehir yapan, insanların o mekânlarla kurduğu ilişkidir. Orada ilk kez sahneye çıkan gençtir. İlk sergisini açan ressamdır. Şiirini okuyan yazardır. Fotoğrafını duvara asan fotoğrafçıdır. Seyircisini bekleyen tiyatrocudur. Başka bir ülkeden gelip Trabzon’da sanatını paylaşan insandır.
Ve bütün bunların yıllar boyunca aynı mekânda biriktirdiği hafızadır.
Trabzon ne yazık ki tarihsel hafızasının önemli bir bölümünü zaten kaybetmiş bir kenttir. Eski mahalleleriyle, mimarisiyle, çok katmanlı geçmişinin izleriyle, geçmişte bu şehirde yaşamış insanların bıraktığı maddi ve kültürel mirasla ilişkimiz çoğu zaman korumak üzerinden değil, yok etmek ve unutturmak üzerinden kurulmuştur.
Bu nedenle bugün elimizde yaşayan bir kültür mekânı varsa ona daha büyük bir özen göstermemiz gerekir.
Burada siyasi bir taraf seçmeye de gerek yok. Nitekim Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç de Sanatevi faaliyetlerinin “mutlak surette devamını” istediklerini açıkladı. Sanatevi yönetimi ise Valiliğin kararında ısrar ettiğini ve çözüm arayışlarının sürdüğünü söylüyor.
Öyleyse bütün tarafların yeniden aynı masaya oturması neden mümkün olmasın?
Üniversite için başka bir yapı bulunabilir. Yeni bir yapı üretilebilir. Mevcut kamu binaları değerlendirilebilir. Ama yirmi yılda oluşmuş bir kültürel hafızanın aynısını başka bir binanın kapısına tabela asarak ertesi sabah yeniden yaratamazsınız.
Elbette Valiliğin mevcut protokol çerçevesinde hukuki yetkileri olabilir. Fakat şehir yönetiminde her hukuki yetkinin kullanılması zorunlu değildir.
Bazen sorulması gereken soru “Bunu yapmaya hakkımız var mı?” değil, “Bunu yapmak doğru mu?” sorusudur.
Ben kendi adıma cevabımı vereyim:
Trabzon’un üniversiteye ihtiyacı vardır. Trabzon’un bilime ihtiyacı vardır. Trabzon’un öğrenciye ihtiyacı vardır. Ama aynı Trabzon’un tiyatrocusuna, ressamına, yazarına, müzisyenine, fotoğrafçısına ve sanatçısına da ihtiyacı vardır.
Bunları birbirinin düşmanı haline getirmeyelim.
Ve en önemlisi:
Bir şehrin hafızasını yaka paça dışarı atmaya kalkmayalım.
Trabzon Sanatevi yerinde kalmalıdır.

