Tamer Çilingir


Hızır Paşa Kimdir? 

Rivayete göre Pir Sultan Abdal, yanında yetişen gençlerden biri olan Hızır’ı eğitim görmesi için İstanbul’a yollar. Hızır burada devlet terbiyesi alır, medresede yetişir ve sonunda Sivas’a vali olarak atanır. Ancak geri döndüğünde, halk arasında büyük sevgi gören ve şiirlerinde özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen Pir Sultan Abdal’ı tehdit olarak görür. Otoriteyi temsil eden Hızır Paşa, kendi hocası olan Pir Sultan’ın idamına hükmeder. 

Bu olay, halk kültüründe derin izler bırakır. Pir Sultan Abdal, halkın vicdanı, hak arayışı ve adaletin sesi olarak anılırken; Hızır Paşa, otoriteye bağlılık, makam uğruna ihanet ve baskı ile hatırlanır. 

  • Adalet – Zulüm: Pir Sultan halkın hak ve özgürlük isteğini, Hızır Paşa ise devlet otoritesinin baskıcı yüzünü temsil eder. 
  • Sadakat – İhanet: Pir Sultan değerlerinden ödün vermezken, Hızır Paşa makam uğruna hocasına ve halkına sırt çevirmiştir. 
  • Halk – Devlet Çatışması: Bu olay, Osmanlı döneminde yönetilenlerle yönetenler arasındaki gerilimi simgeler. 

“Pontos’un Hızır Paşaları”: Kimlik, İktidar ve Sadakat Sorunu 

Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu’nun farklı bölgelerinde görülen siyasal-toplumsal dönüşümler, halk hafızasında da güçlü benzetmelerle yer bulmuştur. Bu benzetmelerden biri de Pir Sultan Abdal–Hızır Paşa karşıtlığıdır. Halkın vicdanı ve hak arayışını temsil eden Pir Sultan’a karşılık, Hızır Paşa iktidara sadık, otoritenin baskıcı yüzünü sembolize eder. Bu karşıtlık, yalnızca tarihsel bir olayı değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin korunması ile iktidara teslimiyet arasındaki gerilimi gösterir. 

Bu çerçevede Pontos’ta Müslümanlaşmış Rumların bir kısmının Cumhuriyet dönemi boyunca izlediği siyasal çizgi, tam da “Pontos’un Hızır Paşaları” ifadesiyle tanımlanabilir. Bu deyim, kökenleri itibarıyla farklı bir kimliğe sahip olup da, kendi geçmişiyle arasına mesafe koyarak devletin resmi ideolojisini en sert biçimde savunanları işaret eder. 

Örnekler 

  • Yerel Siyasetçiler ve Bürokratlar: Özellikle 1960’lardan itibaren Pontos’un çeşitli şehir ve kasabalarında Rum kökenli olduğu bilinen bazı ailelerden gelen siyasetçiler, milliyetçi-muhafazakâr çizgide ön saflarda yer almış ve devletle tam bir uyum içinde hareket etmiştir. 
  • Güvenlik Bürokrasisi: Pontos kökenli olup Müslümanlaşmış ailelerden çıkan kimi subay veya emniyet görevlileri, bölgedeki sol hareketlere, etnik kimlik taleplerine veya muhalif gruplara karşı sert tutum almış, bu da onları halkın gözünde birer “Hızır Paşa” konumuna getirmiştir. 
  • Medyadaki Figürler: Kimliklerini örtbas ederek devletçi-milliyetçi söylemi keskin bir biçimde savunan bazı gazeteciler ve yazarlar da aynı şekilde bu mecazla anılmıştır. 

Bu olgu, aslında bir sadakat sorununa işaret eder. Bir tarafta geçmişine ve halkına bağlılık, diğer tarafta iktidara yakınlık ve makam kaygısı vardır. Müslümanlaşmış Rum kökenli bazı kesimlerin, toplumsal meşruiyet arayışında devletçi-milliyetçi söylemi benimsemeleri, onları tam da “Pontos’un Hızır Paşaları” olarak tanımlamamızı sağlıyor. 

Sonuçta bu ifade, yalnızca belirli bir toplumsal grubu değil, genel anlamda kendi kimliğini ve değerlerini terk ederek iktidar safına geçenleri anlatan simgesel bir tanımlamadır.  

Pontos’un Postmodern  Hızır Paşaları 

Bu başlıkta yer alan Hızır Paşalarımız ise sözüm ona Pontos Rumlarının yaşadığı zulmün karşısında gibi görünüp iktidarı mutlu edecek sözler sarf ederler. ‘Ben onlardan değilim ha’ mesajını vermek için döktürdüklerine ‘senden hain çıkmaz sen bizdensin’ övgüleri almayı hedefler. 

Soykırımdan söz etmektense Mübadele anlaşmasında halkların karşılıklı yaşadıkları sorunlara değinmeyi yeğler bu Hızır Paşalar.  

Şimdilerde 19 Mayıs üzerinde ‘’… soykırım iddiasının gerçekliği veya yanlışlığı değil, ilan edilen tarihin yanlışlığıdır. Türklerin, ellerinde kalan son toprakların işgaline karşı çıkışının başlangıç ikonunu aşağılayarak soykırım iddiasını kabul ettirmeye çalışmak bir tarih ve iletişim hatası değil midir?’’ gibi sorularla kafa karışıklığı yaratma peşindeler. 
 

19 Mayıs 

19 Mayıs’ın bayram olarak kutlanması 1938 yılında çıkarılan bir kanunla kabul edilir. 1938 yılına kadar 23 Temmuz’u Hürriyet Bayramı olarak kutlayan cumhuriyetin kurucuları sonradan yazdıkları yeni tarihle bir uydurma kurtuluş savaşı icat ederler. 
Tarihleri yaz boz edenlerin uydurma hikayesine ‘saygı’ tam da bizim Postmodern Hızır Paşalarımıza uygun düşen bir davranıştır. 

(23 Temmuz 1908 Abdülhamit’in tahtan indirilip 2. Meşrutiyet’in ilan edilmesi) 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir