Tamer Çilingir
Türkiye’de demokrasi üzerine sıkça konuşulmasının nedeni, onu geliştirme isteğinden çok, aslında var olmamasıdır. Bu durum, 1923’ten bu yana değişmemiştir.
Devletin Bekası ve Cumhuriyet Mağdurları
Türkiye’de demokrasinin tanımı, her dönem ve her kesim için farklı olmuştur. Özellikle sistem dışında kalan gruplar – Rumlar, Lazlar, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Aleviler, Feministler, LGBTİ+ bireyler – için demokrasi hiçbir zaman gerçek anlamda var olmamıştır. Onlar için özgürlük ve bağımsızlık kavramları demokrasi çatısı altında bile kabul edilmez. Bu grupların kendi kimliklerini yaşaması bile iktidarın iznine bağlıdır ve bu izin, dönemsel olarak değişkenlik gösterir. Ancak her durumda belirleyici olan, “devletin bekası” söylemidir.
Darbeler Tarihi
Cumhuriyet’in yüz yılı aşkın tarihi, aslında demokrasi değil, darbeler tarihidir. Bu darbeler, bazen askeri cunta eliyle gerçekleştirilse de, her seçim ve her sandık da bir dayatma içerir. Halkın önüne konulan seçenekler bile bir tür zorlamadır.
Sahte Demokratlık
İktidar sahipleri, kendi aralarındaki mücadelede sık sık demokrasiyi kullanır. En çok da iktidarlarını korumak için demokrasi söylemini öne çıkarırlar. Oysa geçmişe bakıldığında, hükümet değişiklikleriyle birlikte bu söylemler unutulmuş, demokrasi, hukuk ve adalet sürekli askıya alınmıştır.
‘Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet’
1908’de II. Meşrutiyet ilan edilirken herkes için özgürlük, eşitlik ve kardeşlik vaat edilmiş, Rumlar ve Ermeniler de bu süreci desteklemişti. Ancak kısa süre içinde bu gruplar, büyük felaketlere ve soykırımlara uğradı. Ve her zaman olduğu gibi, toplumun egemen sınıfları dışındaki tüm kesimler mağdur oldu.
‘Yeter Söz Milletin’
1950’de Demokrat Parti iktidara gelirken özgürlük, adalet ve demokrasi vaat etti. Ancak 1955’te 6-7 Eylül Pogromu, sansürler ve cadı avlarıyla bu vaatler boşa çıktı. Yine mağdur olanlar, toplumun egemen sınıfları dışındaki kesimlerdi.
‘Solcu’ Demokrasi, Sağcı Demokrasi
Türkiye’de demokrasi, her zaman egemen sınıfların çıkarlarına göre şekillendi. Solcu hükümetler solculara, sağcı hükümetler sağcılara demokrasi sundu. Cumhuriyet’in mağdur ettiği kesimler ise ancak kendi kimliklerinden vazgeçerek bir nebze olsun ‘demokrasiden’ pay alabilir hale geldi.
2025 Darbesi
Son üç ayda yaşanan gelişmeler, Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalar, diploma iptalleri ve gözaltılar, Türkiye’nin yeni bir darbeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu kez darbenin motivasyonu, “devletin bekası”ndan çok Erdoğan’ın kişisel bekasıdır. Kayyım atamaları, gazetecilerin tutuklanması ve muhalif basına baskılar, bu sürecin parçasıdır.
Cumhuriyetin Gerçekliği
Bu kez tabi ki devletin bekasından daha çok Erdoğan’ın bekası motivasyonlu darbe haliyle demokrasinin kırıntılarını da askıya alıyor.
Bu arada belediyelere atanan kayyımlar, gazetecilerin tutuklanmaları, muhalif basının üzerindeki baskılardan söz edebiliriz.
Yargının tutumu ise bu kez CHP’yi de kapsadığı için dile gelmektedir yoksa 100 yıldır yargının muhaliflere nasıl tavır aldığı açıktır. Yalanları, provokasyonları, işkenceleri, katliamları, linçleri, göz altı ve tutuklamaları savunan bir yargıdır yüz yıllık yargı.
Kendisine yönelince kayyım karşıtı olan CHP daha önceki kayyım uygulamalarına sessizdir. Kürtler, sosyalistler daha düne kadar teröristtir CHP için. CHP’ye göre Rumlar, Ermeniler, Süryaniler soykırımına uğramamıştır.
Cumhuriyet tarihi boyunca iktidarlar hep Türk milliyetçisi ve Sünni Müslüman kimliği korudu. Muhalefet bile bu çizginin dışına çıkmamaya özen gösterdi. İttihat ve Terakki çizgisi veya Abdülhamid politikaları arasında gidip gelen iktidarlar, emekçi sınıflara düşman olmaktan hiç vazgeçmedi. Gerçek turnusol, Kürtlere ve soykırım mağdurlarına karşı aldıkları tavırda saklıdır.

