Tamer Çilingir
Trabzonsporlu olmak, Trabzonlu olmayanlar için çoğu zaman bir tercihti. Bu tercih, özellikle 1970’lerde, Trabzonspor’un 1. Lig’de yarattığı kırılmayla birlikte anlam kazandı. İstanbul merkezli futbol düzenine karşı bir tepki, bir karşı duruştu. Üç Büyükler’in temsil ettiği güç dengesine itiraz edenler için Trabzonspor, “başka bir ihtimalin” somut haliydi.
Bu yüzden Trabzonsporluluk, birçok insan için sadece bir takım tutmak değildi. Merkeze karşı konumlanmanın, “biz de varız” demenin bir yoluydu.
Ancak mesele Trabzonlular için bundan ibaret değildi. Trabzon’da Trabzonsporlu olmak, dışarıdan bakıldığında görülen o politik tepkinin ötesinde, daha yerel ve daha içsel bir anlam taşır. Bu, kentin kendi kimliğiyle, Türkiye içindeki konumuyla ve tarihsel olarak hissettiği sıkışmışlıkla ilgilidir. Trabzonsporluluk, burada bir tür ifade biçimine dönüşür. Sadece başarıyla ya da rekabetle açıklanamayacak bir aidiyet üretir. Bu aidiyetin içinde, zaman zaman dillendirilmeyen ama hissedilen bir katman vardır: Kendini merkezin dışında konumlanmış hissetmenin yarattığı gerilim. Kendi sesini duyurma ihtiyacı. Ve bunun doğrudan söylenemediği anlarda, futbol üzerinden kurulması. Bu yüzden Trabzonsporluluk, bazıları için açık bir politik tepkiyken, Trabzon’un içinde daha karmaşık bir kimlik alanına karşılık gelir. Bu kimlik her zaman “baskılanmış” ya da “ötekileştirilmiş” olarak tarif edilmeyebilir. Ama şu açık: Trabzonspor, kentte yalnızca bir spor kulübü değil, aynı zamanda bir temsil aracıdır. İşte bu iki farklı anlam katmanı, Trabzonspor’u Türkiye’deki birçok kulüpten ayırır: Dışarıdan bakıldığında bir itiraz, içeriden bakıldığında bir ifade biçimi. Ve belki de bu yüzden, Trabzonsporluluk bazen sadece hangi takımı tuttuğun değil, kendini bu ülkenin neresinde konumlandırdığınla ilgilidir.
Bugün benzer bir tartışma, farklı bir isim üzerinden yeniden ortaya çıkıyor. Amedspor artık Süper Lig’de.
Amedspor, Türkiye futbolunda yalnızca sportif bir aktör olarak değil, aynı zamanda kimlik, temsil ve görünürlük meselesinin merkezinde yer alan bir kulüp olarak konumlanıyor. İsminden tribünlerine kadar birçok unsur, sürekli tartışma ve denetim konusu haline geliyor.
Bu durum, belirli açılardan geçmişte Trabzonspor’un yaşadığı kırılmayla benzerlik taşır.
1970’lerde Trabzonspor, İstanbul merkezli futbol düzenine karşı çevrenin itirazını sahaya taşıyan bir yapıydı.
Bu yüzden Trabzonsporluluk,
dışarıda sisteme karşı bir itiraz,
içeride ise kendini anlatmanın dolaylı bir yolu olarak işledi.
Bugüne gelindiğinde ise başka bir hat daha belirgin.
Amedspor, bu kez dolaylı değil doğrudan bir temsil iddiasıyla sahada.
İsmiyle, rengiyle, diliyle tartışmanın merkezinde.
Sadece bir kulüp değil, aynı zamanda görünürlük talebinin açık bir ifadesi.
Bu noktada iki hikâye kesişiyor.
Bir zamanlar merkeze karşı konumlanan ve bu yüzden geniş bir destek bulan bir kulüp,
bugün sistemin içinde daha karmaşık bir yerde duruyor.
Diğer tarafta ise, merkezin dışında kalmanın ne anlama geldiğini hâlâ doğrudan yaşayan bir kulüp var.
Trabzonspor ile Amedspor’un karşılaşması bu yüzden sadece sportif bir rekabet değildir.
Bu karşılaşma,
dolaylı bir itiraz ile doğrudan bir talebin,
geçmişte kurulmuş bir ortak duyguyla bugünün ayrışan gerçekliğinin
aynı anda sahaya çıkmasıdır.
Saha çizgileri nettir.
Ama o çizgilerin içinde oynanan şey,
sadece futbol değildir.
Ve belki de en çarpıcı olan şudur:
Bir zamanlar aynı duyguda buluşabilenler,
bugün aynı duyguyu aynı şekilde ifade edemez hale gelmiştir.
Gönül, Trabzonsporluların Amedspor’u sahaya çıkarken ayakta alkışlayacağı günlere uyanmak istiyor. Varsın bu kez belki de ilk kez sevinelim Trabzon’un yenilmesine.

