TOLGA GÜNEY – 5 ARALIK 2025 Politart

Kıbrıs’ın Kuzeyinde Yerleşimci Kolonyalizmi: Mülk Gaspı, Demografi ve Cezasızlık

Doğu Akdeniz’de emperyalist ülkeler tarafından batmaz bir savaş gemisi olarak algılanan Kıbrıs, bir yandan jeopolitik konumu bir yandan da doğalgaz gibi enerji kaynakları ve ticaret yollarının geçiş güzergahı olması bakımından önemli bir yer tutuyor. 9 bin 251 kilometrekarelik bir alana sahip ada çevresinde bulunan enerji kaynakları ve Ortadoğu’nun tam kalbinde olması nedeniyle çok önemli bir konuma sahip.

Tarihi Milattan Önce (M.Ö.) 9 binli yıllarda başlayan ada önce Mısır İmparatorluğu sonrasında ise Hititler, Fenikeliler, Asur ve Pers hakimiyetinde kaldıktan sonra Makedonyalı Büyük İskender’in M.Ö. 333’te Perslere karşı kazandığı İssus Savaşı’ndan sonra Antik Yunan hâkimiyetine girdi. Arkeolojik bulgular Kıbrıs’ın Girit ve Ege ile temaslarının en az MÖ 2000’den beri var olduğunu kanıtlıyor.(1) Akalar ve Mikenli tüccarlar MÖ 1400 civarında Kıbrıs’a gelmeye başladılar.(2) Antik Yunanlar MÖ 12. yüzyıl civarında büyük dalgalar halinde Kıbrıs’a gelmeye devam etti. Kıbrıs, Yunan mitolojisinde önemli bir rol oynadı, Afrodit ve Adonis’in doğum yeri olarak kabul edilir, Kıbrıs’tan Kineras, Teucros ve Pygmalion kralları geldi.(3)

M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ölmesinden sonra bir süre Ptolemaios Hanedanlığı’nın egemenliğine giren ada, önce Mısır’a ardından da M.Ö. 30’da Roma İmparatorluğu hâkimiyetine girdi. M.S. 394 yılında Roma’nın bölünmesi ile birlikte Bizans İmparatorluğu’nun bir ili haline gelen ada, MS 654’te Emeviler tarafından alındı. 688’de Bizans İmparatoru II. Justinianos ile Emevi Halifesi I. Abdülmelik, arasında yapılan anlaşma gereği adada her iki tarafında atadığı valiler tarafından kurulan özerk bir yönetim oluşturulurken, Kıbrıs Adası 688’den 868’e kadar bir Kıbrıs Arap-Bizans Kondominiyumu olarak idare edildi. 1191’de İngiltere Kralı I. Richard tarafından ele geçirilen ada Tapınak Şövalyeleri’ne satıldı. Ada halkının isyanı sonrasında Tapınak Şövalyeleri, adayı I. Richard’a geri verirken, Kıbrıs Krallığı 14. yüzyılda Cenevizli tüccarların eline geçti. 1426 yılında Memlüklüler adayı kendilerine bağladılar. 1489’da da son kraliçe Caterina Cornaro’nun adayı Venediklilere satmasıyla Kıbrıs Krallığı son buldu. [4]

Kıbrıs 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından işgal edildi ve Antik Çağ’dan beri ilk kayda değer nüfus değişimi başladı. Osmanlılar, adanın imar ve iskânı için, 21 Eylül 1571 tarihli Padişah fermanı ile Karaman Eyaleti’nin belli şehir ve köylerinden adaya mecburi iskan yapılması kararlaştırıldı ve adaya Müslümanlar yerleştirilmeye başlandı. Dört sancağa (Lefkoşa, Mağusa, Girne ve Baf) bölünen Kıbrıs, bir eyalete dönüştürüldü ve adada Karaman Eyaleti kanunlarının yürürlüğe konulması kararlaştırıldı. [5]

4 Haziran 1878 yılında imzalanan Kıbrıs Sözleşmesi ile Osmanlı adayı 92.799 sterlin karşılığında Birleşik Kralık’a kiralandı. Türkiye, 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Anlaşması’nın 20. maddesinde Kıbrıs’ın İngiltere tarafından ilhakını tanıdı. Bu anlaşmadan sonra Türkiye, Kıbrıs üzerindeki tüm haklarından vazgeçti. İngiltere 10 Mart 1925’te Kıbrıs’ı “Taç Kolonisi” (Kraliyet Sömürgesi) yaparken, adaya ilk konsolusu da Türkiye Cumhuriyeti atadı.[6] Bu tarihten sonra İngiliz kolonisi olarak kalan ada 1960’da bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması ile İngiltere’den ayrıldı. Bu tarihten sonra adada siyasi bir istikrar kurulamazken, 15 Temmuz 1974’de EOKA-B tarafından gerçekleştirilen darbe ile Makarios devrildi ve yerine Nikos Sampson getirildi. Sampson’un darbesi, Enosis’i gerçekleştirmek amacıyla yapılmış bir hareketti ve Kıbrıs’ta ciddi bir siyasi krize yol açtı.

Darbenin ardından Türkiye, Kıbrıs’taki Türk azınlığını koruma gerekçesiyle 20 Temmuz 1974’te adaya askeri harekat başlattı ve adanın kuzey kesimlerinde yoğunlaştı. Bu harekatla adanın yüzde 37’sini işgal edilirken, bu harekat, toprak kaybı ve büyük bir insani krizin başlangıcı oldu. Binlerce Rum, evlerini terk etmek zorunda kaldı ve büyük bir mülteci dalgası oluştu. Bu olaylar, Rum toplumu için büyük bir trajedi ve adanın kalıcı olarak bölünmesinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Adanın kuzeyinde kurulan de facto Türk yönetimi, Kıbrıs’ın birleşme umutlarını uzun süreli olarak yok etmiştir.

NÜFUS DEĞİŞİMİ

Kıbrıs’ın tüm nüfusu için resmi bir sayımın yapıldığı son yıl olan 1960’ta adada 573,566 kişi yaşıyordu. Resmi tahminlere göre 441,568 Kıbrıslı Rum, 3,627 Ermeni, 2,706 Maronit, 103,822 Kıbrıslı Türk ve 24,408 diğer (çoğu yabancı) nüfus bulunmaktaydı. Hükümet istatistiklerine göre 1960 yılında Kıbrıslıların yüzde 81,14’ü Kıbrıslı Rum (Ermeniler ve Maronitler dahil), yüzde 18,86’sı ise Kıbrıslı Türk’tü. Kıbrıs Cumhuriyeti istatistiklerine göre 1988’de tüm adanın nüfusu 687,500, hükümet kontrolündeki bölgenin nüfusu ise 562,700’dü. Ada nüfusunun 550,400’ünün (yüzde 80,1) Kıbrıslı Rumlardan (6,300 Ermeni ve Maronit dahil), 128,200’ünün (yüzde 18,6) Kıbrıslı Türklerden ve 8,900’ünün (yüzde 1,3) diğer gruplara (çoğunlukla İngiliz) mensup kişilerden oluştuğu tahmin edilmiştir. Bugün ise 1.268.689 kişi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yaşarken, işgal altındaki topraklarda yaşayanların sayısı 380 bin civarında. Bu sayının 50 bine yakını yerli iken 300 binin üzerindeki insan ise Türk ordusunu oluşturan askerler ve 1974 sonrası Türkiye’den gelmiş kişilerden oluşuyor.

RUMLARIN MÜLKLERİ GASP EDİLDİ

Bu işgal sonrasında adanın kuzeyinde yaşayan yaklaşık 160 bin Kıbrıslı Rum adanın güneyine göç ettirilmek zorunda kalırken, bu Rumlardan kalan ev ve topraklara ise adanın güneyinden getirilen Kıbrıslı Türklerin yanı sıra işgal sonrasında adaya yasadışı olarak getirilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yerleştirildi. Yerleşimciler zamanla önce sadece Türkiye tarafından tanının de facto Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) vatandaşlığına geçirildi, ardından  ise 1994’de Cumhuriyetçi Türk Partisi tarafından İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası (İTEM)’de yapılan değişiklik ile işgal edilen topraklara tapu dağıtıldı.

Tapu dağıtılan bu işgal ‘ganimetleri’ ikinci ellere geçerken, bu bölgelerde büyük bir yapılaşma da başladı. 2004’deki Annan Planı doğrultusunda yapılan iki toplumlu referandum sürecin başlamasıyla Türkiye, ada için büyük bir reklam propagandasına başladı. ‘KKTC’deki toprakları satın alın, yarın AB içerisinde malınız olsun’ denilerek yapılan satışlarla ‘ganimetler’ üzerinde yapılan inşaatlar satılmaya başlandı. Annan planının Kıbrıslıların çoğunluğu tarafından reddedilmesine rağmen KKTC ve Türkiye’nin adadaki reklam ve satışları devam etti. Rum mülkleri üzerine kurulan inşaatlar yerleşimci ve yabancı sermayenin eline geçirilerek, el konulan Rum mülklerinin iadesinin yolu tamamen kapatılmak istendi. Roma Statüsü (7) dahil bir çok uluslararası sözleşmede “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında yer alan bu mülk gasbı bu yöntemle meşrulaştırıldı ve Rumların bir daha buraya dönmesi engellenmek istendi. Tıpkı İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilerin toprakları üzerine yaptığı yerleşim gibi burada da oluşturulan fiili durum ile toprakların asıl sahiplerinden izinsiz binalar dikilmeye devam ediliyor.

MÜTEAHHİT VE EMLAKÇILAR TUTUKLANDI

Kıbrıs Cumhuriyeti 2006’da çıkardığı 303A isimli yasa ile kuzeyde bulunan Rumlara ait malların alım ve satımını, kiralamasını yapan insanları suçlu kabul etti. Uzun yıllar kağıt üzerinde kalan bu yasa ilk olarak 2024’de Kıbrıslı Türk avukat Akan Kürşat’ın İtalya’da tutuklanıp, Kıbrıs’a teslim edilmesi ile uygulandı. Avrupa’da yaşayan Kıbrıslı Rumların açtığı dava sonucunda, mal gaspı üzerinden tutuklanan Akan, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından sözde ortamı gerginleştirmemek adına serbest bırakıldı. Fakat yine 2024 yılında adanın güneyine geçen Türkiye ve İsrail vatandaşı Simon Aykut aynı suçlama ile Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından tutuklandı. Yargılaması devam eden Aykut, kuzeydeki Rum mülkleri üzerinde geliştirdiği ve sattığı 43 milyon Euro değerindeki gayrimenkullerle ilgili suçlamalardan 40’ını kabul etti. Aykut “Dolandırıcılık amaçlı gayrimenkul işlemleri” (60 suç), “Çalıntı arazi bulundurma” (60 suç), “Kara para aklama” (62 suç) ve “Suç işlemek amacıyla komplo” (60 suç) suçlarından toplam 242 suç ile suçlanıyordu.

Yine 2025’de Fransa’nın Nice Havalimanı’nda, KKTC vatandaşı İran asıllı iş insanı Behdad Jafari, Kıbrıs Rum makamlarının talebi üzerine gözaltına alındı. Kuzeydeki Rum mallarının izinsiz kullanımı gerekçesiyle “Mülkiyet ihlali” şikayeti üzerine gözaltına alınan Jafari, Fransa’da tutuklandı. Ayrıca Kıbrıs basınında yer alan bilgilere göre 4 Kıbrıslı Türk de Lefkoniko (Geçitkale)’de Rumların arazilerine apartmanlar inşa ettiklerini tespit edildiği için haklarında uluslararası tutuklama emri çıkarıldı. Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi, “Kuzey Kıbrıs’ta Rumlara ait eski mülkleri yasa dışı şekilde kullanarak gelir elde ettikleri” iddiasıyla açılan davada Macar uyruklu Ilona Lesko ve Melinda Ladanyi’ye hapis cezası verirken, İngiliz emlakçı Gary Robb ile Alman emlakçı Ewa Künzel de aynı suçlama ile tutuklandı. Açılan tüm bu davalarda Kıbrıslı Rumlar, izinleri olmadan mülklerini sahiplenen tüm ilgililerden şikâyetçi oldu.

ERMENİ ARAZİSİNE KÜLLİYE, RUM ARAZİNE MECLİS

Bir yandan yerli, yerleşimci ve yabancı sermayenin işgaline uğrayan adanın kuzeyi bir yandan da devlet kurumları tarafından işgal ediliyor. İnşası Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duyurduğu cami-meclis-saraydan oluşan bir Külliyenin inşa edildiği bölgeye daha sonra Yüksek Mahkeme binası da eklendi. Külliye’nin inşa edildiği arazinin 60 dönümü Ermeni bir aileye aitken, geriye kalan 9 dönüm 1 evlek ise 1973 yılında Canev Denner adlı vatandaşa kayıtlı.

Yine Rum bir aileye ait olan Dianellos Sigara Fabrikası binası da önce askeri bölükler tarafından kullanıldı, ardından restore edilerek KKTC meclisi oldu. Meclis Ermeni arazisi üzerine kurulan Külliye’ye taşınırken, Rumlara ait binanın topraklarına ne olacağı, bu sefer kim tarafından işgal edileceği sorulmaya başlandı. Mülkün asıl sahibi AİHM’e başvurarak mallarının iadesini ve tazminat talep etti. Fakat müracaat, AİHM’in alt komitesinde reddedildi ve davacılara KKTC’de kurulan Mal Tazmin Komisyonu’na başvurması önerildi.

2005 yılında kurulan bu komisyon Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından “Kıbrıs sorununun bir tazminat sorunu olduğu izlenimi vereceği” söylemi ile yasa dışı ilan edildi. Nitekim aradan geçen 20 yılda yapılan 455 başvurunun sadece 94’ü ‘çözüme’ kavuştu. Bu çözüm ise topraklarını terk etmek zorunda kalan Rumlara yapılan tazminatlar oldu. Sorun, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin söylediği gibi tazminat sorununa indirgendi, Rumların adalete erişim hakkı engellendi ve topraklarına dönüşleri engellendi. Yıllardır bu binayı meclis adı altında işgal edenler, yeni yerlerini Ermenilerin toprakları üzerine yaparken, bu binanın kime verileceğini belirleyecek komisyon ne kadar doğru karar vermesi beklenebilirdi?

MÜTEAHHİTLERE KARŞILIK 5 RUM REHİN ALINDI

Kıbrıs Cumhuriyeti devlet kurumlarına dair bir adım atamazken, müteahhitleri tutukladı. Özellikle Simon Aykut için Türkiye, İsrail ve ABD’den büyük bir baskı gören Kıbrıs, Simon Aykut’u suçlu bulmaya hazırlanırken, kuzeydeki de facto yönetim ise Aykut’a karşılık 5 Kıbrıslı Rumu rehin aldı. Temmuz ayında, 1974 işgali sonrasında geride bıraktıkları toprakları görmek amacıyla Trikoma (İskele)’de giden ve yaşları 60’ın üzerinde olan 5 Rum, “Mülke izinsiz giriş” ve “Casusluk” iddialarıyla tutuklandı. Kendi mülklerine izinsiz girdiği gerekçesiyle aylarca tutuklu kalan 5 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı. Fakat aylarca tutsak edilen Rumlara mahkeme başkanı tarafından sorulan bir soru akıllarda kaldı. Hakim “Mülklerinize neden geldiniz?” diye sordu. 2004’de özgür bölge ile kuzey arasındaki sınır kapılarının açılması sonrasında binlerce Rum her yıl kuzeye geçiyor, Kıbrıslı Türkler ise güneye geçebiliyor. Tıpkı adanın güneyinden kuzeyine geçen Türklerin topraklarını görmek istemesi gibi 5 Rum da terk etmek zorunda kaldığı ve şimdilerde inşaat şirketlerinin işgali altında olan Trikoma’yı görmek istedi. 50 yıl önceki halinden eser olmayan ve tanıyamayacakları kadar değişen yurtlarının havasını bile solumasına izin verilmeyen 5 kişinin, yurtlarını görmeleri ne kadar haksa, oraların işgal edilmesi de o kadar hukuksuz.

BİNLERCE YILLIK TOPRAKLARINA GERİ DÖNECEKLER

Kıbrıs’ta yapılanları anlamak için belki de Filistin en iyi örneklerden birisi olacaktır. 7 Ekim 2023’den beri süren İsrail saldırılarından sonra Gazze’nin tamamen insansızlaştırılması konuşuldu. Zaten yıllardır Batı Şeria başta olmak üzere Filistinlilerin topraklarına İsrailli yerleşimciler yerleşmeye ve mülklerine el koymaya devam ederken, tümden bir kentin boşaltılması gündeme geldi. İsrail ile KKTC yasalarındaki benzerliklerden birisi de topraklarından koparılanlara dair yapılan yasalar. Kıbrıs’ın işgal bölgesinde ki yasanın adı “İskân, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası” iken Filistin’in işgal edilmiş bölgesinde iskân yasasının adı ise “Mevcut Olmayanların Mülkleri Yasası.” 1948 sonrasında topraklarından göç etmeye zorlanan Filistinliler kendi topraklarında “Mevcut olmayan” olarak görülürken, 1974 sonrası adanın güneyine gitmek zorunda kalanlar da tıpkı onlar gibi topraklarında “mevcut” olamadılar.  1915 sonrası “Emval-i metruke” kabul edilen Ermeni ve Rumların malları nasıl ‘el değiştirme’ sürecini yaşadıysa aynı şeyler, farklı yerlerde farklı yasal kılıflarla devam ediyor.

Yarım asrı aşan işgalin en derin yaralarından biri, Rumların kuzeye dönüşünü fiilen imkânsızlaştırmayı amaçlayan bu yağma düzenidir. 1974’te köklerinden sökülen insanlar, hâlâ evlerinin kapısının önünden esen rüzgârı bekliyor. Topraklarını görmek isteyen beş Rum’un tutuklanmasıyla verilmek istenen gözdağı ise nafile: bu halk doğduğu yere dönme hakkını bir polis arabasının karanlık camlarına sığdırmaz. O gün, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ada üzerindeki egemenliği yeniden tesis edildiğinde; yerleşimciler ve askerler adadan çekildiğinde; elli yıllık sessizliğin içinden yükselen o eski sokak isimleri tekrar duyulduğunda gelecek. Çünkü bu ada, üzerine çöken gölgeden daha uzun ömürlüdür — ve halkları en sonunda topraklarına dönecektir.

KAYNAKÇA

[1] “Achaeans and Cyprus.” Polignosisi. June 3, 2022.

[2] “The Achaeans are coming to Cyprus.” Politic. June 3, 2022.

[3] Stass Paraskos, The Mythology of Cyprus (London: Orage Press, 2016) p.1f

[4] Eric Solsten (Derleyen), Cyprus, a Country Study, Washington, D.C.; GPO for the Library of Congress, 1993, s. 12-13-16

[5] Mallinson, William (2005). Cyprus: A Modern History. I. B. Tauris. p. 81.

[6] Hasgüler, Mehmet. Kıbrıs’ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu; 37. sayfa, Alfa Yayınları, Şubat 2007

[7] Roma Statüsü, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM / ICC) kuran uluslararası antlaşmanın adıdır. 1998 yılında Roma’da kabul edildiği için bu isimle anılır ve 2002’de yürürlüğe girmiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yetkilerini, görev alanını ve işleyişini düzenler. UCM’nin yargılayabileceği en ağır uluslararası suçları tanımlar: soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları, saldırı suçu. Devletler değil, bireyler (devlet başkanları dahil) yargılanabilir. Birçok ülke taraf olmakla birlikte, ABD, Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkeler Roma Statüsü’ne taraf değildir. Statünün amacı, uluslararası toplum adına cezasızlıkla mücadele etmek ve ağır uluslararası suçları işleyen kişilerin hesap vermesini sağlamak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir