Tolga Güney – Polen Ekoloji

Ormansızlaştırma, su kaynaklarının azalması, sanayileşme gibi etkenler küresel iklim krizinin etkilerinin gözle görülür boyutlara ulaşmasına neden oldu. Brezilya’da Amazon Ormanlarından Romanya’da Karpatlar’a, Türkiye’den Asya’ya kadar ormanların endüstriyel tarım, kereste ve en önemlisi de fosil yakıtlar için yok edilmesi dünyayı bir paradoks içine hapsetti. Daha fazla fosil yakıt için bunların atmosfere saldığı karbonu yutacak ormanlar yok edildikçe, küresel sıcaklık tehlikeli boyutlara ulaşıyor.

Bunun örneklerini dünyanın hep çok yerinde görürken, Türkiye’nin en yağış almasının yanı sıra geniş ormanlarla kaplı Karadeniz bölgesinde de ciddi bir etki gösteriyor. Karadeniz’de tarım başta olmak üzere canlı yaşamı iklim krizinden doğrudan etkileniyor. Artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri, çay ve fındığın büyüme ve gelişme süreçlerini olumsuz yönde etkiliyor, özellikle yaz aylarında yaşanan aşırı sıcaklıklar, bu ürünlerin su ihtiyacını artırıyor ve bu da bitkinin stres altında kalmasına neden oluyor. Özellikle fındık tarımında ilkbahar aylarında yaşanan don olayları, fındık ağaçlarının çiçeklerine zarar veriyor ve verim kaybına yol açıyor. Bunun yanı sıra, aşırı yağışlar da toprak erozyonuna ve sel baskınlarına neden olarak fındık ve çay tarımını olumsuz etkiliyor. Bilim insanları bölgede artan buharlaşma oranının 2040 yılında yağışların üstüne çıkacağını öngörürken, bu durumun tarımı ve canlı yaşamını etkileyeceği uyarısında bulunuyor. (1)

KARADENİZ ISINIYOR

Eko-kırım, fosil yakıtların yanması, ormansızlaşma ve sanayi faaliyetleri atmosferde büyük miktarda karbondioksit ve diğer sera gazlarının salınmasına yol açarak, iklim krizini tetiklemesinin bir diğer etkisi ise deniz suyu sıcaklıkların da artmaya neden olması. Bunun en önemli etkisi ise deniz suyundaki oksijen seviyelerinin azalmasına neden olması. Sıcak su, oksijenin çözünürlüğünü azaltıyor ve bu da deniz canlılarının yaşam koşullarını zorlaştırıyor. Oksijen seviyelerinin azalması, özellikle dip balıkları ve diğer bentik organizmalar için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu canlılar, oksijen eksikliği nedeniyle yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalıyor veya ölüyor.

Karadeniz’de de son yıllarda ciddi bir deniz suyu sıcaklığı artışı yaşanıyor. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı tarafından 2022 yılında yapılan bir araştırmaya göre Doğu Karadeniz’de deniz suyu sıcaklığının kasım ortalaması son 50 yıllık süreçte 15,3’ten 17 santigrat dereceye, Ekim ayı ortalaması da 19 santigrat dereceden  21-22 santigrat dereceye yükseldi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 27 Ağustos 2024 itibarıyla Karadeniz’in su sıcaklığı 27 derece olarak ölçüldü. Bu sıcaklık, Ege’ye kıyısı olan İzmir, Aydın ve Balıkesir gibi illerin bile üstünde yer alırken, Akdeniz’e kıyısı olan şehirlerle arasındaki sıcaklık farkını ise yaz başına göre yarı yarıya azalttı. Giresun ve Samsun, Karadeniz’in en sıcak noktaları olurken, bu illerin deniz suyu sıcaklığı Akdeniz illerine kıyasla sadece 4 derece daha düşük kaldı. Bu değişim, Karadeniz’in yaz sonlarında su sıcaklıklarında önemli bir artış yaşadığını gösteriyor.

İklim değişikliğinin Karadeniz’deki etkilerini gözlemlemek amacıyla ikinci seferi 2023 Haziran ayında yapılan “Karadeniz’de Dirençli Ekosistemlerde Mavi Büyüme Gelişimi için Araştırma ve İnovasyon” (BRIDGE-BS) projesi verilerine göre Karadeniz’e özgü soğuk ara tabakanın eski sıcaklıkların üzerinde olduğu ve bu ara tabakada 7 derece ya da altında olması gereken sıcaklığın 8 derecenin altına inmediği tespit edildi. Yine deniz yüzey sıcaklıklarında 1,5-2 derece, denizin daha derininde olan soğuk ara tabakada ise 1 derece ısınma var. Bunun sonucu ise Karadeniz’de oksijen kaybı, akıntılarda değişim gibi bir zincirleme etkiyi ortaya çıkarıyor. Bilim insanları Karadeniz’de oksijenin bittiği derinliğin giderek yükseldiğine ve denizdeki oksijenin yıldan yıla giderek daha da azaldığını vurguluyor. Bu durumu yorumlayan bilim insanları, Karadeniz’de daha az habitat alanı sağlanarak, türler baskı altına alınmasına ve Karadeniz’in Marmara Denizi özellikleri göstermesine neden olduğuna dikkat çekiyor. Bu ise besin zincirinin temel basamaklarında önemli dönüşümlere yol açıyor. (2)

CANLI TÜRLERİ DEĞİŞİYOR

Deniz suyunun ısınması, denizdeki canlı yaşamı üzerinde ciddi etkileri oldu, balıkların üremesi, beslenmesi ve göç alışkanlıklarını değiştirdi. Balıkların yumurtlama dönemleri ve yavru balıkların hayatta kalma oranları da sıcaklık değişimlerinden etkilendi, bazı balık türleri daha soğuk sulara göç etmek zorunda kaldı ve yerel balık çeşitliliği azaldı. Su sıcaklıklarının artışı, deniz ekosistemindeki besin zincirini de olumsuz etkilemektedir. Fitoplankton ve zooplankton gibi mikroskobik organizmaların popülasyonları, sıcaklık değişimlerine bağlı olarak dalgalanmakta ve bu durum, daha büyük deniz canlılarının besin kaynaklarını azaltmakta.

Karadeniz’deki bu ısınma, deniz canlılarının yaşam alanlarını daraltmakta ve ekosistemin dengesini bozuyor. Özellikle hamsi gibi soğuk suya ihtiyaç duyan türler, bu değişikliklerden en çok etkilenenler arasında. Bu durum, deniz ekosisteminin dengesini bozuyor ve biyolojik çeşitliliği azaltıyor. Yine Karadeniz’deki su sıcaklıklarının artması, istilacı türlerin çoğalmasına da neden oluyor, sıcak suya daha dayanıklı olan bu türler, yerel türlerin yaşam alanlarını işgal ederek, ekosistemin dengesini bozuyor. Özellikle balon balığı gibi istilacı türler, Karadeniz’de hızla yayılıyor. Ayrıca Karadeniz’de yaşayan bazı deniz bitkileri ve plankton türleri de sıcaklık artışlarından olumsuz etkiyor. Deniz sularının sıcaklığındaki artışla balıklar kuzeye, daha soğuk bölgelere kaçıyor, özellikle hamsinin Karadeniz’e kalmayacağı çokça dillendiriliyor. (3) Yaptığı bir araştırmayı anlatan Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Coşkun Erüz ise geçmişte Karadeniz’de 160 tür balıktan bahsedilirken, bugün 4-5 tür balığın kaldığını vurguladı. (4) Bu yıl Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hamsinin Türkiye karasularında yalnızca 400 bin ton avlanma izni verilmesi de hamsinin artık bölgede yaşam alanlarının yok olduğunun ve Karadeniz’i terk ettiğinin göstergeleri arasında.

İSTİLACI TÜRLER GÖRÜLÜYOR

Karadeniz’deki su sıcaklıklarının artışı, Akdeniz ve Ege Denizi’ne özgü bazı balık türlerinin Karadeniz’e yayılmasına neden olurken, bu yabancı türler, Karadeniz’in yerel ekosistemini tehdit ediyor ve yerli türlerin yaşam alanlarını daraltıyor. Özellikle Rapana venosa adlı deniz salyangozu, Karadeniz’de hızla yayılmakta ve yerel deniz canlılarının popülasyonlarını olumsuz etkilemektedir. Bu durum, deniz ekosisteminin dengesini bozmakta ve biyolojik çeşitliliği azaltmaktadır.

Yaşam alanları Kızıldeniz ile okyanuslar olan balon balığı ve mavi yengecin son yıllarda Karadeniz’de görülmesi bunun en büyük örneklerinden birisi. Bilim insanları, Karadeniz’de ilk kez 2013’te görülen Mavi yengecin halen ağlara takılmasının küresel ısınmanın en net göstergesi olduğunu belirtti. Bu canlıların artan sıcaklıkla birlikte bölgeye geldiği ve yumurtlama bile yaptığı ortaya çıkarken, Karadeniz’e özgü canlılar üzerinde de baskınlık kurarak, zarar vermesi olası sonuçlar arasında. Yine sıcaklıkların artmaya devam etmesi ise farklı deniz canlılarının da Karadeniz’e gelmesini olası hale getiriyor. (5)

Tüm bunların sonucunda bölgedeki balıkçılık faaliyetleri de olumsuz etkileniyor, balıkçılık sektöründe ekonomik kayıplara yol açıyor, bölge halkının geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Ayrıca, yabancı türlerin yayılması, yerel balık türlerinin ticari değerini düşürürken, bölgedeki ekonomik istikrarı olumsuz etkiliyor.

ÇÖZÜM: BAŞKA BİR DÜNYA

Sonuç olarak Karadeniz’de deniz suyunun ısınması, deniz ekosistemleri ve ekosistemlere bağlı insan faaliyetleri üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratıyor. Bu durumun önlenmesi ve deniz ekosisteminin korunması ise eko-kırım faaliyetlerinin durdurulmasından geçiyor. Küresel iklim kriziyle mücadele etmek için sera gazı emisyonlarının azaltılması ilk öncelik olarak duruyor. Fosil yakıt kullanımının sonlanması, kapitalist sanayileşme ve büyümenin aşağı çekilmesi, üretim ve tüketimin yerelleşmesi, ormansızlaştırmaya son verilmesi ve Paris Antlaşması gibi devletlerin göstermelik uygulamaları değil ciddi adımlar atılması gerekiyor. Eko-kırımın, insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisine alınması ise bunun en başında yer alıyor.

Kapitalizmin barbarlığının son bulması ile nasıl toprak ve hava kirlenmekten kurtulacaksa, denizlerde kurtulacak. İşçiyi ve toprağı aynı derece sömüren, tüm doğal sınırların ötesine yayılmaya çalışan kapitalist yayılmacılığı durdurmak, gezegeni ve canlı yaşamını korumanın tek yolu. Yani görevimiz Thomas Müntzer’in yorumuyla “sudaki balıkları, karadaki kuşları, yeryüzündeki bitkileri, tüm canlıları mülk haline geldiği” bu sistemi ekolojik, eşitlikçi, özgür bir toplumla değiştirmek. Sermaye birikimi için insanlara ve doğaya araç gözüyle bakan bu sistem yıkıldığında bireylerin doğa üzerindeki tekil etkilerini konuşabiliriz.

KAYNAKÇA

1 https://artigercek.com/cevre/karadenizde-buharlasma-arti-cay-findik-ve-misir-gibi-tarim-urunleri-tehlikede-263260h

2 https://www.trthaber.com/haber/cevre/karadeniz-isiniyor-biyolojik-cesitlilik-risk-altinda-787285.html

3 https://www.dha.com.tr/gundem/prof-dr-kurnaz-baliklar-kuzeye-soguk-bolgelere-kaciyor-karadenizde-hamsi-kalmayacak-2392382

4 https://www.dha.com.tr/yerel-haberler/trabzon/karadeniz-isiniyor-avlanabilen-balik-turleri-a-2382319

5 https://www.aa.com.tr/tr/yesilhat/dogal-yasam/deniz-suyunun-isinmasi-mavi-yengec-ve-balon-baliginin-karadenize-gelmesine-neden-oluyor/1823445

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir